AYET-İ KERİME

http://siyasetnamem.blogspot.com.tr/2017/03/islamin-dunyada-yayilmasindan-korkan.html?spref=fb

8 Nisan 2013 Pazartesi

Vazifede, Her Konuda Mükemmel Bir Subaydır.

Vazifede, Her Konuda Mükemmel Bir Subaydır. Ancak, İnançları Gereği Eşinin Kapalı Olması Atatürkçü Çizgideki Düşünceye, Dolayısıyla Da TSK Geleneklerine Uymamaktadır. Çalışkan Bir Subaydır. Ancak Atatürkçü Düşünce Sistemine Uymayan Bir Fikir Yapısına Sahip Olup, Ailesi İle Birlikte Davranış Ve Tavırlarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Yapısına Ters Düşmektedir. Takibi Gereklidir.

Postmodern Darbe 28 Şubat Sürecinde Binlerce İnsan Fişlendi. Ağır Baskılara Uğrayan Yüzlerce Mağdur Oluştu. En Büyük Baskıyı Türk Silahlı Kuvvetleri Personeli Yaşadı. Sakıncalı Personel Diye Fişlenenler Adeta Cadı Avına Tabi Tutuldu. Çok Sayıda Parlak Subay Yüksek Askeri Şura (YAŞ) Kararları Ve Üçlü Kararname İle Ordudan Atıldı. 

Üç Yıl Önce Yapılan Yasal Düzenleme İle TSK'dan Atılan 1661 Kişiden 1531'i Haklarını Geri Aldı. Seslerini Duyuramayan Ve Uğradıkları Baskı Ve Zulüm Sonucunda İstifaya Zorlanan Mağdurlar İse, "Zorunlu Emekli-İstifa Grubu" Adıyla Bir Platform Oluşturdu. Hak Arayışına Giren Grubun Elinde, Uygulanan Mobbingi (Bezdirme) İspatlayan Çok Sayıda Belge Var. 

Bu Belgelerde Subayların Üstleri Tarafından Doldurulan Sicillerinde Dikkat Çeken İfadeler Var: "Vazifede Her Konuda Mükemmel Bir Subaydır. Ancak İnançları Gereği Eşinin Kapalı Olması Atatürkçü Çizgideki Düşünceye, Dolayısıyla TSK'nın Geleneklerine Uymamaktadır. Bu Konuda Kendisini Geliştirmesi Gereklidir... 

Çalışkan Bir Subaydır. Ancak Atatürkçü Düşünce Sistemine Ters Düşen Bir Fikir Yapısına Sahip Olup, Ailesi İle Birlikte Davranış Ve Tavırlarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Yapısına Ters Düşmektedir. Takibi Gereklidir." "Zorunlu Emekli-İstifa Grubu” Sözcüsü Emekli Yüzbaşı Ekrem Ata, “Tasfiyelerin Asıl Amacı, Darbeye Karşı Olan, Vatanını Milletini Seven Kadroların Etkisiz Hale Getirilmesidir. Bu Süreç 1993'de Başladı" Dedi. Platform Üyesi Diğer Mağdurlar İse, Yaşadıklarını Şöyle Anlattı...

Doç. Dr. Sabahattin Gül: GATA'da Tabip Kıdemli Binbaşı İdim. Malatya Asker Hastanesine Tayin Ettiler. Mahkeme Kararı İle GATA'ya Geri Döndüm. Bu Sefer YÖK'ün Yaptığı Doçentlik Sınavına Girmemi Yasakladılar. Üst Komutanlar Tarafından Açık Açık Tehdit Edildim. Ordudan Ayrıldıktan Sonra Dahi Hakkımdaki Takibat Devam Etmiş. Başbakan Erdoğan'a Mektup Yazıp Uğradığım Baskıları Anlatttım.

Emekli Yarbay Cemal Erdoğan: Başörtülü Eşimi Ancak Arabayla Lojman Binalarının Bulunduğu Yere Sokabiliyordum. O Zaman Da Arkamda Bir İnzibat Arabası Siren Çalarak Geliyordu. Kovalamaca Yaşanıyordu. 

Emekli Binbaşı Selahattin Arslan: Kuleli Askeri Lisesi'nde Din Öğretmeniydim. Buna Rağmen Namaz Kılıp Oruç Tutuyorum Ve Eşim Başörtülü Diye Görevden Aldılar. Personel Subaylığına Atadılar. Daha Sonra Çeşitli Taktiklerle İstifaya Zorladılar...

ERGENEKON davasında sona yaklaşıldıkça,

ERGENEKON davasında sona yaklaşıldıkça, sanıkları destekleyenlerin hakim ve savcıları etkileme girişimleri de artıyor.
Ergenekon davasınında yargılanan sanıkları desteklemek için Silivri'ye gelen gruplara polis ve jandarma müdahale ediyor. Erken saatlerden itibaren duruşma salonun bulunduğu Silivri Cezaevi önüne akın eden kalabalık, 3 sıra halinde oluşturulan demir bariyerleri yıktı. Bunun üzerine jandarma ve polis, gruplara tazyikli su ile müdahale etti. Cezaevi önünde olaylar devam ediyor. 

CHP milletvekilleri Mehmet Haberal, Mustafa Balbay, Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ ve İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek'in de yargılandığı Ergenekon davasının görülmesine Silivri Cezaevi'ndeki Duruşma Salonu'nda devam ediliyor. 

Sanıklara destek olmak amacıyla bir grup, Silivri Cezaevi önündeki çadırda beklerken, diğer gruplar da gece saatlerinden itibaren Cezaevi önüne gelmeye başladı. Jandarma da dünden itibaren alarmdaydı ve bölgede yoğun güvenlik önlemleri almıştı. TEM ve D-100 bağlantı yolundan Silivri Cezaevi'ne girişin bariyerlerle kapatıldığı görüldü. 

Araçlarını TEM Otoyolu'ndaki güvenlik şeridine çeken göstericiler ise yaklaşık 2 kilometrelik yolu yürüyerek cezaevine ulaştı. Yağmura ve soğuğa rağmen toplananların sayısı binlere ulaştı. 

İşçi Partisi ve CHP başta olmak üzere çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum kuruluşunun 8 Nisan’da Silivri'de buluşma çağrısı yapmıştı. "Ergenekon'dan çıkıyoruz, 8 Nisan'da Silivri'ye gidiyoruz" sloganı ile çağrı yapan İP, 41 ilden kiraladığı otobüslerle üyelerini Silivri'ye taşıdı. İP'lilerin yanı sıra CHP milletvekilleri, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), Türkiye Gençlik Birliği (TGB) de Ergenekon sanıklarına destek vermek üzere Silivri’ye geldi. 


Sayısı giderek artan kalabalık, duruşma salonuna yaklaşmak istedi ama jandarma kalabalığa izin vermedi. Daha sonra gruplar, 3 sıra halinde kurulan bariyerlerin 2 sırasını yıktı. Bir süre sonra da jandarma bu gruplara müdahale etti. Cezaevi önünde toplanan kalabalıkla güvenlik güçleri arasındaki gerginlik devam ediyor.

SALONDA DA GERGİNLİK VARDI
Davanın bir önceki duruşmasında cumhuriyet savcıları esas hakkındaki görüşlerini açıklayarak 64 sanık hakkında müebbet hapis cezaları talep etmişti. Mütalaada ayrıca Ergenekon terör örgütünün varlığı tesit edilmiştir ifadesi de kullanıldı.

Mahkemenin sanık avukatlarından yetki belgesi istemesi ve İstanbul Barosu yöneticilerinin izleyici bölümüne geçmelerinin istenmesi gerginlik yarattı. Avukatlar mahkemenin bu kararına tepki gösterdi. Jandarmanın giriş kapısında avukatlara yetki belgesi sorması nedeniyle tartışma çıktı.
Barikalatları yıkarak mahkeme salonuna girmeye çalışan gruplar ellerine geçen taş ve demir parçalarını ekiplere fırlatıyor. Polis ve Jandarma ekipleri saldırgan gruba biber gazı ve tazyikli suyla müdahale etti. Ancak biber gazı, davanın görüldüğü mahkeme salonunun camları açık olduğu için, mahkeme heyetiyle birlikte, salon içerisinde bulunan avukatları ve sanıkları da etkilediğinden duruşmaya ara verildi. Mahkemenin ertelenip ertelenmeyeceği merak konusu.
Ergenekon davası nın bugünkü duruşmasına çok sayıda CHP'li milletvekili izleyici olarak katıldı. Duruşmanın başından itibaren sürekli slogan atan ve salondakileri eylem yapmaya çağıran milletvekilleri, uyarıları da dikkate almadı. Jandarma görevlerini iterek avukatların bulunduğu bölüme geçmeye çalışan milletvekilleri kısa süreli arbede yaşanmasına sebep oldu. 'Aç burayı', 'Adalet istiyoruz' şeklinde slogan atan milletvekilleri jandarmaya fiili müdahalede bulundu.
DÜN YAŞANANLARA:
Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı, Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi önünde toplanan kalabalığın, güvenlik gerekçesiyle kurulan bariyerleri yıkarak duruşma salonuna girmeye çalışmasıyla ilgili olayları inceledi.

Savcılık, aralarında İşçi Partisi, Türkiye Gençlik Birliği ve Atatürkçü Düşünce Derneği yöneticilerinin de olduğu göstericiler hakkında "görevli memura direnme", "kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemek", "halkı kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşe kışkırtmak", "suç işlemeye tahrik", "yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs", "mahkeme heyetine hakaret ve tehdit" ile "kamu malına zarar vermek" suçlarından soruşturma başlattı.

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce ile Ali Özgündüz, Nur Serter ve Mahmut Tanal'ın da aralarında bulunduğu bazı CHP'li milletvekilleri hakkında da "yargı görevini yapanı etkilemeye teşebbüs", "suç işlemeye tahrik" ve "halkı kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşe kışkırtmak" iddialarına ilişkinsoruşturma açan savcılığın, olaylarla ilgili kamera kayıtlarını incelemek için çeşitli kurumlara yazı yazacağı öğrenildi

6 Nisan 2013 Cumartesi

Piri Reis'in 1513

UNESCO 2013 yılını dünya denizcilik tarihinin en önemli isimlerinden bir olan Piri Reis'in 1513 yılında çizdiği dünya haritasının 500. Yılı nedeniyle anma yılı ilan etti

5 Nisan 2013 Cuma

YENİ ANAYASA İÇİN PARTİLERİN DEDİĞİ

"BİZ TÜRK MİLLETİ" SÜRPRİZİ

İşte parti parti yeni anayasa tasarıları!
Hükümet ve muhalefet partileri, yeni anayasa taslaklarını Meclis'e sundu...

AK Ak Parti Kartal'nin yeni Anayasa'nın Başlangıç bölümü için önerisi aynen şöyle:

"Herkesin insan haysiyetinden kaynaklanan evrensel hak ve hürriyetlere sahip olduğu inancıyla her türlü ayrımcılığı reddeden, kültürel zenginliğimizin kaynağı olan etnik ve dini farklılıklarımıza saygı duyarak müşterek tarihimiz ve değerlerimiz etrafında birlikte yaşama arzusuyla hareket eden biz Türk Milleti; demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne dayanan bu Anayasayı egemen irademizin ifadesi olarak kabul ve ilan ederiz."
   
Partiler, son randevudan önce yeni anayasa taslaklarını meclis anayasa uzlaşma komisyonuna sundu. CHP , MHP ve BDP taslağını açıkladı...

AK Parti taslağını açıklamadı. Ama kulislere yansıyan bilgiler var. İddiaya göre AK Parti'nin önerisinde mevcut anayasanın ilk iki maddesi birleştirilecek. Metindeki "Atatürk milliyetçiliği" ifadesi çıkarılıp yeni madde şöyle yazılacak:

AK Parti'nin 3. maddedeki "Devletin Dili Türkçedir" ifadesinin "Devletin resmi dili Türkçedir" şeklinde düzenlenmesi öngörülüyor. 

6. Madde : "Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir. Türk milleti, egemenliği, anayasanın koyduğu esaslara göre yetki, organları eliyle kullanılır" diyor. Muhtemel yeni metin ise şu şekilde:

"MİLLET, EGEMENLİK YETKİSİNİ TEMSİLCİLERİ ELİYLE KULLANIR."

CHP'nin anayasa taslağında Türk milleti ifadesi kaldırıldı; yerine Türk ulusu yazıldı. Bazı maddelerden ise Türk milleti ifadesi tamamen kaldırıldı. 

Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı tanımı yerine ise daha geniş bir anlam taşıyan "Türkiye Cumhuriyyeti Ahalisi" tanımını kullandı CHP.

CHP anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilk 3 maddesini taslağında korudu. Önerideki eşit yurttaşlık, ulusal bütünlük, gönüllü birliktelik ve direnme hakkı hükümleri ise dikkat çekti. 

Ana muhalefet, mevcut anayasadaki "Devletin dili Türkçedir" ifadesinin yerine "Devletin resmi dili Türkçedir" tanımını yazdı. Dahası müfredat yani eğitim dilinin de Türkçe olduğu ama bunun yanında herkesin anadilini öğrenme hakkına sahip olduğu düzenlendi...

CHP gibi MHP de önerisinde anayasanın ilk 3 maddesini korudu. Türk milleti ve Türk milliyetçiliği kavramlarında ise esnetmeye gitmedi MHP. Ama inkılap kanunlarının müzakere edilip tartışılabileceği belirtildi. 

BDP ise neredeyse silbaştan yazmış anayasayı. BDP'nin taslağında ilk 3 madde tamamen değiştirilmiş; eşitlik vurgusuna sahip radikal eklemeler yapılmış. "Türk" ifadesi, BDP'nin metninde yer almıyor. 

Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı yerine Türkiye halkını öneriyor BDP. Devletin resmi dilinin Türkçe olduğu ancak herkesin anadilinde eğitim ve kamu hizmeti alma hakkına sahip olduğuna vurgu yapılıyor. 

Yönetimle ilgili ise "Devletin idari yapısı ademi merkezi sistem esasına göre düzenlenir. Devletin toprak bütünlüğüne dokunulamaz" deniyor.

3 Nisan 2013 Çarşamba

Alparslan Türkeş ,25 Kasım 1917- 4 Nisan 1997 HEPSİ.

Alp Arslan, 25 Kasım 1917 öğle vaktinde Koyunoğlu ailesinden Tuzlalı Ahmet Hamdi Bey ile Fatma Zehra Hanım'ın çocuğu Hüseyin Feyzullah olarak Lefkoşa'da Haydarpaşa Mahallesi Kirlizade sokağı 13 numaralı evinde dünyaya geldi. 3 Haziran 1933'te ailesiyle birlikte Lefkoşa'yı terkederek Limasol'dan kalkan İtalyan bandralı "Viyana" gemisiyle İstanbul'a geldi.
1933'te Lefkoşa doğumlu İzmit milletvekili Hüseyin Sırrı Bellioğlu'nun yardımıyla Kuleli Askeri Lisesine geçici olarak kaydoldu ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçince aslî kayıdı gerçekleşti. 1936'da Kuleli Askeri Lisesi'nden mezun olup 1938'de Harp Okulu'nu bitirdi. 1939'da piyade asteğmeni olarak atış okuluna girerek buradan teğmen rütbesiyle mezun oldu (P.938-348).[3] Refik Yurtsever'in ablasının kızı Muzaffer ile 5 Eylül 1939'da nişanlandı ve 14 Ocak 1940'ta evlendi. Bu sırada Gelibolu'daki 58. Piyade Alayı 5. Bölük Komutanılığına tayin edildi ve Balıkesir, Bandırma, Edincik, Erdek ve Marmara Adasında nöbet aldı.
1944'te üsteğmen rütbesindeyken Nihal Atsız'la birlikte ""Irkçılık-Turancılık" davasından yargılandı ve 9 ay 10 gün Tophane Askerî Hapishanesinde kaldı. 1945 yılında Askeri Yargıtay kararıyla tahliye edildi ve 1947'de beraat etti.
Orduya tekrar döndü. 1955'de Harp Akademisi'ni (94.sınıf, Sıra No. 39) bitirdi. Daha sonra ABD'ye gönderildi ve burada Amerikan Harp Akademisi'ni ve piyade okulunu bitirdi. 1955-1957 yılları arasında Washington'da NATO Daimi Komitesi'nde Türk genelkurmayı temsil heyetinde görev yaptı. Aynı sırada uluslararası ekonomi eğitimi gördü. 1959'da Almanya'da Atom ve Nükleer Okulu'na gönderildi ve buradaki eğitiminden sonra albaylığa yükseldi ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı NATO şube müdürü olarak atandı.
27 Mayıs 1960'dan kısa süre önce Elazığ'daki birliğinden Ankara'ya atandı ve Albay Talat Aydemir'in önerisiyle Milli Birlik Komitesi'ne (MBK) alındı. Darbeyi planlayıp yürütecek olan 37 kişilik MBK içinde yer aldı. darbe bildirisini 27 Mayıs 1960 günü radyodan okuduktan sonra adı sıkça duyulmaya başlandı. 27 Mayıs sonrası Başbakanlık müsteşarlığı yaptı. Bu dönemde sonradan AP Partisi Balıkesir Senatörü seçilecek Hikmet Aslanoğlu ve CKMP Genel Sekreteri olacak Fuat Uluç kendisinin yardımcılık görevini yerine getirdiler. Bu dönemde Milli Birlik Komitesi içindeki görüş ayrılığı sonucu 13 Kasım 1960'da MBK Başkanı Org. Cemal Gürsel bir bildiri yayımlayarak MBK'nin çalışmalarının ülkenin yüksek çıkarlarını tehlikeye düşürecek bir duruma geldiğini, bu nedenle Türk Silahlı Kuvvetleri ile MBK üyelerinin talepleri üzerine MBK'yi feshettiğini açıkladı. Yeni oluşturulan MBK'de ise Alparslan Türkeş'in de içinde bulunduğu ve "14'ler" olarak adlandırılan ve ülkenin köklü yapısal sorunları çözülmeden kısa süre içinde yapılacak seçimlerle iktidarın sivillere bırakılmasını reddeden 14 subaya yer verilmiyordu. MBK üyesi Korgeneral Cemal Madanoğlu'nun inisiyatifiyle gerçekleşen bu operasyonla söz konusu kişiler Türk Silahlı Kuvvetleri'nden de emekli edilerek çeşitli görevlerle yurt dışına sürgüne gönderildiler. Alparslan Türkeş de bu operasyon sonucu Yeni Delhi büyükelçilik müşaviri olarak Hindistan'a gönderildi. Sürgünde iken, MBK Başkanı Cemal Gürsel 'e, Yüksek Adalet Divanı 'nda yargılanan Adnan Menderes ve arkadaşlarının idam edilmelerinin doğru olmayacağını vurgulayan ve Milli Yol dergisinde yayınlanan mektubu gönderdi.
25 ay kadar sonra, 23 Şubat 1963'te Gümülcine 'den yurda döndüğünde kendisini burada kalabalık bir "milliyetçi topluluk" tarafından karşılandı.

Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Dönemi 
Gökhan Evliyaoğlu'nun Adalet Partisi'ne katılma yolundaki teklifini reddeden Türkeş, milliyetçi çevreleri bir araya getirmek için 2 Mayıs 1963'te Türkiye Huzur ve Yükselme Derneği'ni kurdu. Darbe hazırlığı yapan Talat Aydemir - Fethi Gürcan ikilisiyle temas kurdu. Ancak Talat Aydemir'le anlaşamadı. Bunun üzerine darbeyi hükümete haber verdi. Kendisi de darbe girişimi nedeniyle yargılandı, ancak darbeyi hükümete duyurduğu için beraat etti. Alparslan Türkeş, sürgünde olduğu dönemde 14'lerden çoğu ile sık sık bir araya gelerek dönüşten sonraki stratejisini belirleyici toplantılar yapmıştı. Nitekim 31 Mart 1965'te, 14'lerden Dündar Taşer, Ahmet Er, Muzaffer Özdağ, Rıfat Baykal, Mustafa Kaplan gibi eski MBK üyeleri ile birlikte Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi - (CKMP)'ne girerek fiilen siyasi hayata atılmış oldu.
1965'te bu partinin başkanı oldu, uzun tartışmalardan sonra parti tüzüğünde 9 Işık Doktrini yer aldı. Türkeş, bu dönemde kendisini sevenler tarafından Başbuğ ilan edildi ve aynı yıl Ankara'dan milletvekili seçildi. 6-8 Şubat 1969'da Adana il kongresinde CKMP adı Milliyetçi Hareket Partisi ve terazi olan amblemi de üç hilâl olarak değiştirildi. 1966 yılında cumhurbaşkanlığına aday oldu ve Cevdet Sunay karşısında 11 oy alarak seçimi kaybetti. 1969 ve 1973 yıllarında Adana milletvekili olarak parlamentoya seçildi. 1974'te ilk eşi Muzaffer Türkeş'i kaybetti. Bundan iki yıl sonra 1976'da Seval Türkeş'le evlendi.

1975 Sonrası dönem ve 12 Eylül 
1975'ten sonra Milliyetçi Cephe adı verilen koalisyon hükümetlerinde başbakan yardımcılığı görevinde bulundu. Bu dönemde sağ ve sol çatışması arttı. Yetkililerin elinde Milliyetçi Hareket Partisi'nin şiddetin esas kaynağı olduğuna dair kanıtlar vardı ve Cumhuriyet Savcısı kapsamlı bir soruşturma yapmak istiyordu. Ancak hükümet buna izin veremezdi. Çünkü bu rolün açığa çıkarılması koalisyonun dağılması anlamına geliyordu ve Demirel bunu düşünmek bile istemiyordu.[4] 12 Eylül darbesi sırasında Milli Güvenlik Konseyi başkanı, diğer üç parti başkanlarının teslim olduğunu, Alparslan Türkeş'in de teslim olmasını, aksi taktirde suçlu durumda olacağını belirten bir bildiri yayınladı.[5] 12 Eylül darbesinden sonra 9 Nisan 1985'e kadar 4,5 yıl tutuklu kaldı. 12 Eylül döneminde idam cezasıyla yargılanan Türkeş, bu davadan beraat etti. 

12 Eylül sonrası dönem 
1987'de siyaset yasağının kalkmasıyla birlikte Milliyetçi Çalışma Partisi'ne girdi ve aynı yıl yapılan olağanüstü kongrede genel başkanlığa seçildi. 1991 genel seçimlerinde RP ve IDP ile seçim ittifakı yapan MÇP lideri Türkeş, Yozgat milletvekili olarak yeniden parlamentoya girdi. Bu sırada 1992'de 12 Eylül darbesi ile kapatılmış olan partilerin eski adlarını alması hakkında Siyasi Partiler Kanunu'nda yapılan değişiklikle MÇP'nin ismi de 1993 yılında MHP olarak değiştirildi. 1995 genel seçimlerinde parlamento dışı kalan Türkeş, bu dönemde uzlaşmacı bir lider olarak ülke siyaseti üzerinde en etkili siyasetci oldu. Türkeş, 9 Işık başta olmak üzere siyasi ve tarihi görüşlerini içeren kitaplar yazdı.

Alparslan Türkeş, 4 Nisan 1997'de geçirdiği kalp krizi sonucu Ankara'da yaşama veda etti. Kabri, Ankara Beştepe'de bulunmaktadır.
ALINTI.

2 Nisan 2013 Salı

Türkiye’nin en başarılı lideri iNgİlİzLeR DEDÜ!..

Türkiye’nin en başarılı lideri Recep Tayyip Erdoğan

Uluslararası bir araştırma şirketi yaptığı “En Başarılı Liderler Araştırması”ndan çarpıcı çırpıcı sonuçlar çıkarttı

"Araştırmaya göre Türkiye'de en başarılı siyasi lider AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'dır (yüzde 39,7). Recep Tayyip Erdoğan'a en çok Ankara halkı (yüzde 56), erkekler (yüzde 44,3) başarılı olduklarına inanmaktadır. (yüzde 39,7). İkinci sırada CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yer almaktadır (yüzde 15,7). 55 yaş ve üzeri olanlar Kemal Kılıçdaroğlu'na diğer yaş gruplarına göre daha fazla başarılı bulmaktadır.'' dedi.

"Katılımcılara göre en çok güvenilir iki bakan sırasıyla Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç (yüzde 24,7) ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'dur (yüzde 21,0). İzmir (yüzde 87,4) ve Balıkesir bölgesi (yüzde 81,3) Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç'a diğer bölgelere göre daha fazla başarılı bulunuyor. Recep Tayyip Erdoğan'ı başarılı bulanlar en çok Ahmet Davutoğlu (yüzde 37,4) ve Sadullah Ergin'i (yüzde 17,4) başarılı bulmaktadır. Erkekler kadınlara göre Ahmet Davutoğlu'nu daha başarılı bulurken (yüzde 24,6), 55 ve üzeri yaştakiler ise Binali Yıldırım'ı daha başarılı bulmaktadır (yüzde 60)" dedi.

 "Katılımcıların en başarılı bulduğu  iş adamı, iki büyük holdingi temsilen  Ali Sabancı'yı başarılı bulurken,En başarılı iş kadını ise  Güler Sabancı

 "Sivil toplum kuruluşları içinde en  başarılı  lider ise TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz 

 "Büyükşehir Belediye Başkanları içinde en başarılı  isim İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş 

 "En başarılı iki dünya lideri ise, global siyasi oyuncuların iki farklı ucunda duran Barrack Obama (yüzde 26,4) ve Mahmud Ahmedinejad' (yüzde 14,5) oldu. Özellikle Mardin bölgesi, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejd'a diğer bölgelere göre daha başarılı bulmaktadır. (yüzde 87,1)" seklinde..

1 Nisan 2013 Pazartesi

SİYONİZMİN KURUCUSU ESERİ ESİRLERİNE


Siyonizmin kurucusu, Theodor Herzl (2 Mayıs 1860 – 3 Temmuz 1904), politik  gazeteci. Budapeşteli ortasınıf bir ailenin ferdidir. Viyana Üniversitesinde hukuk eğitimi aldı. Avukat sıfatını taşısa da mesleğinin yerine yazarlık yaptı, çeşitli oyunlar yazdı. O zamanlar İsrail devleti olmadığından bir Yahudi devletinin kurulmasını tasarladı. Siyonizm üstüne kapsamlı çalışmalar yaptı. Fransa'da ortaya çıkan Dreyfus Olayı sonrası artan Yahudi karşıtlığı hem onun yaşamına hem de siyonizm fikrinin seyrine yön verdi. Yahudilerin tüm dünyada ezildiği ve acı çektiği düşüncesinden hareketle "Yahudi Devleti" (Der Judenstaat) adlı kitabını yayınladı (1896). 1897 yılında Dünya Siyonist Teşkilatı'nın kurulmasını ve kurulduğu İsviçre'nin Basel kentinde teşkilatın ilk kongresinin yapılmasını sağlamıştır.Kongrede "Ben bugün burada Yahudi Devleti'ni kurdum, ancak bunu yüksek sesle söylersem bütün dünya güler. Fakat beş sene içinde ya da elli sene sonra bunu herkes böyle bilecektir." demiştir. Ayrıca kongrede kurulması planlanan Yahudi Devleti'nin sınırlarını da belirtmiştir. Kongre sonunda Herzl Dünya Siyonist Teşkilatı'nın başkanı seçilmiştir.
Teşkilatın amacına uygun olarak kutsal Siyon tepesinin bulunduğu Filistin topraklarında Yahudi Devleti'ni kurmak amacı ile önce İngilizlerle bağlantıya geçmiş, ancak Filistin topraklarının Osmanlı egemenliği altında olması çözümün adresi olarak dönemin padişahı II. Abdülhamid'i göstermiştir. Öncelikle Osmanlı ile iyi ilişkileri olması hasebiyle Alman İmparatoru II. Wilhelm ile ilişkiye geçmiş ancak umduğunu bulamamıştır. 17 Mayıs 1901 tarihinde Abdülhamid ile görüşmeyi başarmıştır. Görüşmede Herzl, padişaha "Yahudilerin vadedilmiş topraklarda "yurt" kurmasına izin verildiği taktirde Avrupa'daki Yahudi bankerlerin Osmanlı'nın tüm dış borçlarını ödeyeceğini" bildirir. Bu taahhüdü Abdülhamid "Ben bir karış dahi olsa toprak satmam, zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır." cevabı ile reddetmiştir. Aslında teklif oldukça caziptir, Osmanlı Devleti moratoryum ilan etmiştir, mali açıdan çok zor durumdadır, Abdülhamid bu durumu şu sözleri ile açıklamıştır: "Kudüs taraflarından toprak satın alarak her taraftan Yahudileri oraya iskan istediler.Adeta orada bir memleket tahsis etmek isterler. Teklifleri de devletin Düyun-u Umumiyesini kamilen deruhte etmek idi. Güzel bir şey. Zira Düyun-u Umumiye birgün gelip de borçlarımızı ödemez isek, devletin maliyesini murakebeye almak gibi bir tehlike mevcuttur." Herzl, II. Abdülhamid ile ikinci görüşmesini 4 Temmuz 1902 tarihinde yapar ancak istekleri yeniden reddedilir. Herzl vadedilmiş topraklar uğruna yaptığı savaşı sürdürürken Osmanlı Sultanı tarafından kullanıldığını acı bir şekilde anlayacaktır. Zira o dönemde Fransız finansörlerinden Osmanlı dış borçlarının kapatılmasında kullanılacak miktarın arttırılması için piyon olarak kullanılmıştır. Bu olayın üstüne Osmanlı planını rafa kaldırırken ağzından şu sözler dökülecektir Türkler gün gelecek, dilenci durumuna düşecek ve dizlerime kapanıp yalvaracaklar. Bunun üzerine İngiltere ile yeniden ilişki kurarak sorunun çözüleceği fikrinden hareketle İngiliz Sömürgeler Bakanı Chamberlein ile görüşür. Bu görüşmeden de istediği sonucu alamayan Herzl kısa bir süre sonra Londra'ya davet edilir. Bu görüşmede "Yahudi yurdu" olarak kendisine Uganda teklif edilir, ancak teşkilat kongrede bunu reddeder. Filistin topraklarının "vadedilmiş topraklar" olması Herzl'in gözünü buraya çevirmesinin nedenidir..                                                                         ALINTI

Hakkımda

Fotoğrafım
https://www.facebook.com/VAHDED.HOCA SİTEMİZİ ZİYARET EDİP ÜYE OLURSANIZ ÇALIŞMALARIMIZA DESTEK VERMİŞ OLURSUNUZ ALLAH cc CÜMLE MÜMİNLERDEN RAZI OLSUN.