AYET-İ KERİME
8 Haziran 2015 Pazartesi
HER HİKAYE BİR SEBEPLE VAR OLUR OKURSANIZ
"EMANET OYLAR GERÇEĞİNİ ÇOK İYİ BİLİYORUZ"
HDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, HDP'nin barajı aşmasıyla ilgili "Bizim aldığımız oyda bize emanet edilen oylar olduğu gerçeğini çok iyi biliyoruz. Hiç aklımızdan çıkarmayacağız. Sağ olsunlar var olsunlar" diye konuşmuştu.
Başörtüsü mücadelesinin öncü isimlerinden biri olan, 80 öncesinde ülkücü harekette yer alan HDP'nin İstanbul 1. Bölge 2. sıradan aday gösterilen milletvekili adayı Hüda Kaya, Meclis'e girdi.
80 ÖNCESİ ÜLKÜCÜYDÜ
Muhafazakar entelijansiyasının tanınan ismi Kaya, 1980 öncesinde fikren ve fiilen sıkı bir ülkücü olarak kendisini tanımlamaktaydı. 18 yaşında ilk kez Kuran'ı ile tanışan Hüda Kaya, hayatına yeni bir yön çizmeye karar vererek, başörtüsü takmaya karar vermiştir.
Iraklı bir Türkiye vatandaşıyla evlenerek, üç kızı ve iki oğul annesi olur. 9 yıllık evliliğini sonlandıran Hüda Kaya, boşandıktan sonra Malatya'da yaşamaya başlar.
MALATYA'DA BAŞLAYAN AKTİVİZM
Malatya'da küçük bir dükkan sahibi olan Hüda Kaya, aynı zamanda şehirde tefsir çalışmaları ile ilgilenmiş, sosyal, kültürel ve temel insan hakları ile ilgili gönüllü hizmetlerde bulunmuş ve yerel radyo programları çalışmaları gerçekleştirmiştir.
Hüda Kaya, kendi yaşamının merkezine koyduğu siyasi ideali başörtüsü yasağı olarak tanımlamıştır. Bunu sadece bir inanç meselesi olarak değil, kadınların tercihine yönelik bir zincir olarak da görür. Bu yasak konusunda da çeşitli dergilerde yazılar yazmıştır.
HÜDA KAYA VE OĞLU DGM'DE YARGILANDI
28 Şubat geldiğinde ise Hüda Kaya'nın artık sözleri bitirilmek istendi. Malatya'da İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin başörütü yasağı eylemlerinde ön saflarda yerini alan Kaya, kendi yazdığı "Ulusal Bir Heyecan Gecesi ve Başörtüsü" başlıklı yazısına açılan dava yüzünden işinden evine dönerken sokakta gözaltına alınıp tutuklandı.
Bir gün sonra ise Malatya'nın Akpınar Meydanı'nda gözaltına alınan 13 yaşındaki oğlu Muhammed Cihad da tutuklandı. Düşünce suçu olarak bilinen 312. maddeden DGM'de yargılanan Hüda Kaya, 20 ay cezaevinde kaldı.
İDAM İSTEMİYLE YARGILANDI
Hapis günleri bittikten hemen sonra aktivizm günlerine geri dönen Hüda Kaya, başörütüsü yasağına karşı eylemlere katılmıştı. Bu eylemlerden birinde Malatya İHL son sınıf öğrencileri olan üç kızı da bulundu. 1999'da 16, 17 ve 18 yaşlarındaki kızlar terörle mücadele ekipleri tarafından okul basılarak gözaltına alındı ve Hüda Kaya bu sefer de 146. maddeden üç kızıyla birlikte idam istemiyle yargılandı. Bazılarından birlikte, bazılarından da ayrı ayrı üç kızı ile Hüda Kaya cezalar aldı.
DAVALAR YÜZÜNDEN TÜRKİYE'DEN PAKİSTAN'A KAÇAR
Cezaevi günleri ve yeniden yargılanmalar sebebiyle Malatya'daki tek geçim kaynağı olan küçük mağazasını kapatmak zorunda kalan Kaya, cezaevinden çıktıktan sonra Malatya'da kendilerine kiralık ev dahi verilmediğini gerçekleştirdiği bir röportajında belirtmiştir.
Mecburen İstanbul'a dönen ancak eski hükümlü olduğu için geçimini sağlayacak bir iş bulamayan Hüda Kaya'nın hakkında daha onlarca dava bulunmaktadır. Kızı İntisar'ın 312. maddeden yargılandığı bir davadan ceza alması üzerine ülkeyi terketmeye karar vererek Pakistan'a kaçan Hüda Kaya bir yıl Pakistan'da kaldıktan sonra İstanbul'a döner.
Hakkında açılan davalardan ötürü Ağrı ve Malatya cezaevlerinde yatan Hüda Kaya'nın tahliyesinden bir ay sonra birbiri ardına kızları da Akşehir ve Bandırma cezaevlerine gönderilir. Kızlarından Nurulhak, tahliye edildikten kısa bir süre sonra trafik kazasında yaşamını yitirmiştir.
KANDİL'E GİDEREK PKK İLE GÖRÜŞTÜ
Mazlum-Der'in ilk üyelerinden biri olan Hüda Kaya, başörtüsü için verdiği mücadelenin daha geniş bir hak ve özgürlük mücadalesinin parçası olduğunu tanımlamıştır. 2011'de oğlu Muhammed Cihad, bir PKK operasyonunda gözaltına alınıp tutuklanmıştır ve yargılamanın sonucunda da beraat etmesi üzerine Hüda Kaya, oğlu ile birlikte 2013 yılının Ramazan ayında, Kandil'e gitmiştir. PKK yöneticileriyle görüşürek, dağa çıkanların hikayelerini dinleyen Kaya, döndükten sonra izlenimlerini uzun bir yazı dizisi olarak kaleme alır. Hüda Kaya aynı zamanda Özgür Gündem gazetesinde de köşe yazarlığı yapmaktadır.
BİRLEŞMİŞ MİLLETLERDE SUNUM YAPTI
Hüda Kaya, pek çok kadın platformunu kurdu ve aktif olarak çalıştı. Yurtiçi ve dışında kadın, Filistin, barış, inanç vb. konularda konferanslar veren Kaya, 2005'te Merve Kavakçı ile birlikte BM'de Türkiye'deki kılık kıyafet yasakları ve hak mücadelesi hakkında bir sunum yapmıştır.
Ürdün, Sudan, Pakistan, İran, Keşmir, Lübnan ve Filistin mülteci kamplarına giden Hüda Kaya, Kardelen Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneğini kurmuş ve halen başkanlık görevini yürütmektedir. Uluslararası Müslüman Kadınlar Birliği üyesi olan Hüda Kaya aynı zamanda Uluslarası Müslüman Kadınlar Birliği'nin Türkiye delegesidir.
Demokratik İslam Kongresi Şura Meclisi üyesi olan Hüda Kaya, HDP'de de iki dönemdir MYK üyeliğini yürütmüştür. 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri'nde de HDP İstanbul 1. Bölge 2. Sıradan Milletvekili adayı seçildi.
6 Haziran 2015 Cumartesi
OY KULLANIRKEN -İSTEDİĞİNE VER!-
OY KULLANIRKEN
-İSTEDİĞİNE VER!-
GAVURUN GÖREVİNİ ÜLKEMİN VATANDAŞLARI TAMAMLIYOR OLMUŞLAR
SEVMESEN DE DEVLETİNE BAŞKANINA SAHİP ÇIK SURİYE IRAK OLMASIN
BAZILARI ÇALIP ZULMEDİYOR DİYE MİLLETİNE BAŞKANINA İHANET ETME
Dünya basınının iki devi New York Times ve BBC Twitter hesaplarından yapılan skandal paylaşımlarla Cumhurbaşkanı Erdoğan hedef yaptı.
Diyarbakır'da bombaların patlamasıyla aynı saatlerde saldırılara dünya medyasının iki önemli ismi New York Times ve BBC' de aynı başlıkları kullanarak katıldı. Taraf, Cumhuriyet, Zaman, Hürriyet ve Sözcü işi beceremeyince topa NYT ve BBC girdi. BBC ve New York Times, Sözcü gibi son derece seviyesiz bir dil ve üslupla Cumhurbaşkanı Erdoğan'a saldırmaya başladı.
İKİ GAZETEDEN DE AYNI BAŞLIK
Bir asırdan fazla zamandır siyonist bir aileye ait olan New York Times'ın Twitter hesabından "Hangi liderin Beyaz Saray'ın 30 katı büyüklüğünde, 1150 odalı sarayı var?" paylaşımında bulunuldu. BBC ise bir yalanı Twitter paylaşımı yaparak "Hangi ülkenin lideri altın klozete sahip olmakla suçlandı?" diyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan'a saldırıldı.İki gazetenin seçimlere saatler kala aynı başlığı kullanarak manipülasyon yapması dikkat çekti.
31 Mayıs 2015 Pazar
OY LAR NEREYE MÜSLÜMAN CEMAATLERDEN GÖRÜŞLER
İSMAİL AĞA, MENZİL, İSKENDERPAŞA, SÜLEYMANLILAR, IŞIKÇILAR, GÜLEN CEMAATİNİN BÜYÜK KISMI, DAHA BİRDEN ÇOK BENZER CEMAAT VE TARİKATIN AK PARTİ'YE OY VERECEĞİ YÖNÜNDE İZLENİM TESPİT VE KARARLARI BULUNMAKTA...
''BEĞENMESEKTE İSLAM VE MİLLETİN HUZURU-GÜVENİ ADINA ALTERNATİFİ OLMAYAN PARTİ'' CÜMLESİ ÖZET GÖRÜŞ OLARAK KARŞIMIZA ÇIKIYOR..
İşte o İSMAİL AĞA açıklamasının tamamı:
İçinde bulunduğumuz İslam’ın 15. Asrının bütün İslam Dünyası ve Ümmet için, Allah’ın izniyle yeni bir ihya ve inşa dönemi olacağından kuşku duymuyoruz.
Kendi ülkemizde de apaçık idrak ettiğimiz bu hakikat karşısında şüphesiz küresel şer güçleri boş durmuyor. Her gün yeni ittifaklar, yeni oyunlar kuruyor; yeni projeler ve senaryolar üretiyorlar. En korkuncu da bunları ya doğrudan ya işbirlikçileri marifetiyle vahşice hayata geçirmekten çekinmiyorlar.
Bu şer ittifakının nihai hedefleri ise, artık insanlığa hiç bir gelecek vaadi olmayan kendi zalim ve köhnemiş modern dünyalarının devamı için yegane tehdit gördükleri İslam Dünyasını ve onun ana omurgasını teşkil eden Ehl-i Sünnet dünyasını çökertmek ve tasfiye etmektir.
Ortadoğu’yu kasıp kavuran iç çatışmalar, Afrika’dan Uzakdoğu’ya yaşanan vahşilikler, Pakistan’da seçim öncesi denenen kaos, Bengladeş’te Cemaati İslami alimlerine uygulanan idamlar, Mısır’da devrimci İhvan liderlerine ve darbecilere meşruiyet vermeyen şahsiyetli İslam alimlerine reva görülen işkence ve idam kararları, bu nihai hedefin safhalarından ibarettir.
Ülkemiz, İslam Dünyası ve mazlum insanlar için hayati bir önem arz eden 7 Haziran öncesinde, milletimizin barış ve huzurunu tehdit edici, güven ve istikrarını zedeleyici irade, beyan ve faaliyetleri müşahede etmek bizleri derin bir endişeye sevk etmiştir.
Ülkemizin çalkantılı siyasi geçmişi ve kültürel kırılma süreçlerinde, toplumumuzun barış ve huzurunun teminine büyük katkılar sağlamış, dini hayatın tanziminde ve Diyanet camiasının hizmetlerinin devamında daima önemli ve hayırlı işler başarmış Diyanet Kurumunun belli çevreler tarafından hedef haline getirilmesi, bizde, maalesef başından beri vurguladığımız aynı küresel projenin bir parçası olduğu izlenimine yol açmıştır.
Anarşizmi hayat tarzı haline getiren, mütedeyyin insanları Allah(Celle Celâluhu) ve Rasülü’nün (Aleyhissalâtü Vesselâm) lanetlediği ırkçı baskı ve kendi değerlerine yabancı ateist tehditlerle yönlendirmeye ve otoriteleri altına almaya çalışan, kıblesini şaşırmışlara bu millet hiçbir zaman itibar etmedi ve etmeyecektir.
Biz millet ve camia olarak, Allah(Celle Celâluhu) ve Rasülü’nün(Aleyhissalâtü Vesselâm) tayin ettiği, manevi büyüklerimizin ve tarihimizin aydınlattığı yol ve istikametten asla ayrılmayacağız.
Mahmud Efendi Hazretlerimizin önderliğinde hak, hakikat ve adaletin hakim olduğu; huzur, barış ve kardeşlik içinde, güçlü, istikrarlı, emin bir ülke ve yaşanmaya değer bir dünya için mücadelemize ve dualarımıza kararlılıkla devam edeceğiz.
Hidayet yolunda olanlara selam olsun.
''BEĞENMESEKTE İSLAM VE MİLLETİN HUZURU-GÜVENİ ADINA ALTERNATİFİ OLMAYAN PARTİ'' CÜMLESİ ÖZET GÖRÜŞ OLARAK KARŞIMIZA ÇIKIYOR..
İşte o İSMAİL AĞA açıklamasının tamamı:
İçinde bulunduğumuz İslam’ın 15. Asrının bütün İslam Dünyası ve Ümmet için, Allah’ın izniyle yeni bir ihya ve inşa dönemi olacağından kuşku duymuyoruz.
Kendi ülkemizde de apaçık idrak ettiğimiz bu hakikat karşısında şüphesiz küresel şer güçleri boş durmuyor. Her gün yeni ittifaklar, yeni oyunlar kuruyor; yeni projeler ve senaryolar üretiyorlar. En korkuncu da bunları ya doğrudan ya işbirlikçileri marifetiyle vahşice hayata geçirmekten çekinmiyorlar.
Bu şer ittifakının nihai hedefleri ise, artık insanlığa hiç bir gelecek vaadi olmayan kendi zalim ve köhnemiş modern dünyalarının devamı için yegane tehdit gördükleri İslam Dünyasını ve onun ana omurgasını teşkil eden Ehl-i Sünnet dünyasını çökertmek ve tasfiye etmektir.
Ortadoğu’yu kasıp kavuran iç çatışmalar, Afrika’dan Uzakdoğu’ya yaşanan vahşilikler, Pakistan’da seçim öncesi denenen kaos, Bengladeş’te Cemaati İslami alimlerine uygulanan idamlar, Mısır’da devrimci İhvan liderlerine ve darbecilere meşruiyet vermeyen şahsiyetli İslam alimlerine reva görülen işkence ve idam kararları, bu nihai hedefin safhalarından ibarettir.
Ülkemiz, İslam Dünyası ve mazlum insanlar için hayati bir önem arz eden 7 Haziran öncesinde, milletimizin barış ve huzurunu tehdit edici, güven ve istikrarını zedeleyici irade, beyan ve faaliyetleri müşahede etmek bizleri derin bir endişeye sevk etmiştir.
Ülkemizin çalkantılı siyasi geçmişi ve kültürel kırılma süreçlerinde, toplumumuzun barış ve huzurunun teminine büyük katkılar sağlamış, dini hayatın tanziminde ve Diyanet camiasının hizmetlerinin devamında daima önemli ve hayırlı işler başarmış Diyanet Kurumunun belli çevreler tarafından hedef haline getirilmesi, bizde, maalesef başından beri vurguladığımız aynı küresel projenin bir parçası olduğu izlenimine yol açmıştır.
Anarşizmi hayat tarzı haline getiren, mütedeyyin insanları Allah(Celle Celâluhu) ve Rasülü’nün (Aleyhissalâtü Vesselâm) lanetlediği ırkçı baskı ve kendi değerlerine yabancı ateist tehditlerle yönlendirmeye ve otoriteleri altına almaya çalışan, kıblesini şaşırmışlara bu millet hiçbir zaman itibar etmedi ve etmeyecektir.
Biz millet ve camia olarak, Allah(Celle Celâluhu) ve Rasülü’nün(Aleyhissalâtü Vesselâm) tayin ettiği, manevi büyüklerimizin ve tarihimizin aydınlattığı yol ve istikametten asla ayrılmayacağız.
Mahmud Efendi Hazretlerimizin önderliğinde hak, hakikat ve adaletin hakim olduğu; huzur, barış ve kardeşlik içinde, güçlü, istikrarlı, emin bir ülke ve yaşanmaya değer bir dünya için mücadelemize ve dualarımıza kararlılıkla devam edeceğiz.
Hidayet yolunda olanlara selam olsun.
![]() |
| Fetih mitinginden bir kare |
24 Nisan 2015 Cuma
ERMENİ
I. Dünya Savaşı öncesinde, 1914 sayımına göre
Ermeni Gregoryen, 62.468
Devlet İstatistik Enstitüsü, 1927 nüfus sayımına göre
Ermenice olan nüfus 64.745 kişi olarak belirtilmiştir.
-Ermeniler; Balkanlar'dan Anadolu'ya gelen, Hint-Avrupa kökenli ve Trak-Frig soyundandırlar. Frigler'in bir kolu, İlliryalılar(Arnavutlar)'ın baskısıyla M.Ö. 6. yüzyılda Doğu Anadolu'ya göçederek yerleşmişlerdir. Böylece bölgenin eski halklarının kalıntıları (Urartular, Hurriler) ve bazı Kafkas kökenli yerli halklarla karışarak bugünkü Ermeni toplumunu meydana getirdiler.
Ermeniler kendilerine Hay ve ülkelerine Hayastan veya Hayk adını verirler. Yabancı ulusların Ermeni ülkesi için kullandıkları bir terim olan Armina veya Arminiya ilk kez M.Ö. 510 tarihli Eski Farsça (Persçe) Bisutun yazıtında kaydedilmiştir.
Ermeni toplumu, geleneksel tarih anlatımına göre MS 301 yılında "Aydınlatıcı" (Lusavoriç) lakabıyla anılan Aziz Gregor / Krikor'nun öncülüğünde Hıristiyan dinini kabul etmiştir. Yaygın bir kanıya göre yeryüzünde Hıristiyan dinini benimseyen ilk ulusal topluluk Ermenilerdir[21]. Ancak İstanbul merkezli Bizans kilisesi ile Ermeni kiliseleri arasında doğan doktrin farkları ve siyasi çekişmeler nedeniyle[kaynak belirtilmeli] Ermeni kilisesi 451 yılında Ortodoks/Katolik dünyasıyla yolunu ayırarak ayrı bir ulusal mezhep olarak örgütlendi. Ermeni Apostolik Kilisesi adını alan ulusal kilise, Batılı kaynaklarda (Ermeni kilisesinin kurucusu olan Aziz Gregor'a atfen) Gregoryen adıyla da anılır.
Yeryüzündeki Ermenilerin çoğunluğu Ermeni Apostolik Kilisesine mensuptur. Bunun yanı sıra 17. yüzyılda ortaya çıkan küçük bir Katolik Ermeni cemaati ve önemsiz sayıda Protestan Ermeni de mevcuttur.
Eski Fars İmparatorluğunun Arminiya eyaleti (satraplığı) Van Gölü havzası merkez olmak üzere Ağrı Dağı yöresi ve Aras ve Arpaçay vadileri ile en Batıda Elazığ ve Erzincan yöresini içerecek şekilde Yukarı Fırat havzasını kapsamaktaydı. Aynı bölge Antik Çağ boyunca Eski Yunan ve Latin kaynaklarında Armenia, İslamiyet dönemine ait Arap kaynaklarında ise Armaniyya/Ermeniyye olarak adlandırılır. Erken dönem Türkçe metinlerde coğrafi bölge adı olarak Ermeniyye terimine 15. yüzyıl başlarına dek rastlanır.
Bölgede M.Ö. 1. binyılın ilk yarısında Urartu Krallığı hüküm sürmüştür. Urartu uygarlığının M.Ö. 7. yüzyıldan itibaren zayıflayıp çökmesiyle, aynı bölgede birbirinden bağımsız hareket eden çeşitli Ermeni beylerinin ve Urartuca ile doğrudan bir bağlantısı olmayan Ermenicenin egemen olduğu görülmektedir.
Krallar sık sık dış güçlerin müdahaleleriyle değişmiş, hatta kraliyet hanedanı dışından yabancı asıllı kişiler zaman zaman Roma veya İran baskısıyla kral atanmışlardır. Kraliyet makamının zayıfladığı bu dönemde yerel bey hanedanları (nakharar 'lar) güçlenmiş ve çok sayıda beylikler ortaya çıkmıştır. En önemli nakharar hanedanları Muş'ta Mamigonyan'lar, Kars'ta Gamsaragan'lar, İspir'de, daha sonra Kars, Ardanuç ve Muş'ta Bagratuni'ler, Başkale ve Van'da Ardzruni'ler, Gevaş'ta Rştuni'ler, Tekman'da Vahevuni'ler, Erciş'te Abahuni'ler, Malazgirt'te Knuni'lerdir.[kaynak belirtilmeli]
387 yılında Ermenistan, Doğu Roma İmparatorluğu ile Sasani İmparatorluğu arasında ikiye bölünmüştür. Bu tarihte çizilen ve Erzurum-Silvan-Nusaybin hattından geçen sınır, yaklaşık 300 yıl boyunca Bizans-İran sınırını oluşturmuştur. Batı Ermenistan bu tarihten itibaren Bizans tarafından atanan (fakat çoğunlukla yerel nakharar ailelerinden gelen) askeri valilerce yönetilirken, Doğu Ermenistan'da kraliyet hanedanı 421 yılına kadar hüküm sürmüş, bu tarihten sonra doğuda da İran tarafından atanan valiler (vostikan 'lar) dönemi başlamıştır[kaynak belirtilmeli]. Ancak 451 yılında, İran Sasanid imparatorlugu Ermenilerin dini seçimlerini zor kullanarak değiştirmek istediğinde, Ermeni beylerinin temsilcisi (sparabed) Vartan Mamigonyan önderliğinde İran'a karşı başlatılan savaş yenilgi ile sonuçlanmıştır
20. yüzyılın başlarına dek Anadolu'da yaşayanların bir kısmı Rusya, İran gibi ülkeler ile Azerilerin yoğun yaşadığı (Gürcistan'ın Kvemo Kartli bölgesi, Ermenistan ve Dağlık Karabağ) yakın coğrafyalara ve Fransa, ABD, Kanada ve Avustralya gibi uzak ülkelere göç etmişlerdir. Bu uzak göçlerle birlikte Ermeni diasporası meydan gelmiştir. Türkiye ve İran'da bulunan Ermeni azınlıklar kendilerini diaspora tanımı içerisine katmamaktadırlar
I. Dünya Savaşı öncesinde, 1914 sayımına göre Osmanlı İmparatorluğu’nun toplam nüfusu 18.520.016 kişiydi. Bunun 15.044.846’sı (%81,23) Müslümandı. Müslüman nüfus, Türkler, Kürtler, Lazlar, Araplar, Çerkesler ve diğer Müslüman milliyetlerden oluşmaktaydı. Kalan 3,475,170 kişinin 1.729.738’i (%9,34) Rum Ortodoks, 1.162.169’u (%6,27) Ermeni Gregoryen, 62.468’i (%0,34) Rum Katolik, Gürcüler (Kartveli ırkı), 65.844’ü (%0,35) Protestan, 24.845’i (%0,13) Latin, 187.073’ü (%1,01) Yahudi, 47.406’sı (%0,26) Maruni, 195.617’si (%1,06) diğerleriydi.
1914 yılı nüfus çalışmasıyla ilgili olarak şu gruplandırma yapmaktadır (Karpat, age, sayfa, 208-227): Müslümanlar, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Katolikler, Ermeni Katolikler, Protestanlar, Latinler, Süryaniler, Eski Süryaniler, Keldaniler, Jakobiler, Maroniler, Samiriyeliler, Nasturiler, Yezidiler, Çingeneler, Dürziler, Kazaklar, Bulgarlar, Sırplar ve Ulahlar. Rum Katolik ve Rum Ortodoks nüfusları toplamı, 1 milyon 792 bin 206’dı. Ermeni Gregoryen ve Ermeni Katolik toplamı ise 1 milyon 230 bindir. Bu halde etnik köken itibariyle 1914 yılında Osmanlı İmparatorluğu nüfusunun yüzde 9,68’i Rum ve yüzde 6,64’ü Ermenidir.
Cumhuriyet döneminin ilk sayımı olan 1927 Nüfus Sayımında Türkiye'nin ana dili Ermenice olan nüfusu 64.745 kişi olarak belirtilmiştir. (Kaynak: İstatistik Umum Müdürlüğü ve Devlet İstatistik Enstitüsü, 1927 nüfus sayım sonuçları.
I. Dünya Savaşı öncesinde, 1914 sayımına göre
Ermeni Gregoryen, 62.468
Devlet İstatistik Enstitüsü, 1927 nüfus sayımına göre
Ermenice olan nüfus 64.745 kişi olarak belirtilmiştir.
Ermeni Gregoryen, 62.468
Devlet İstatistik Enstitüsü, 1927 nüfus sayımına göre
Ermenice olan nüfus 64.745 kişi olarak belirtilmiştir.
-Ermeniler; Balkanlar'dan Anadolu'ya gelen, Hint-Avrupa kökenli ve Trak-Frig soyundandırlar. Frigler'in bir kolu, İlliryalılar(Arnavutlar)'ın baskısıyla M.Ö. 6. yüzyılda Doğu Anadolu'ya göçederek yerleşmişlerdir. Böylece bölgenin eski halklarının kalıntıları (Urartular, Hurriler) ve bazı Kafkas kökenli yerli halklarla karışarak bugünkü Ermeni toplumunu meydana getirdiler.
Ermeniler kendilerine Hay ve ülkelerine Hayastan veya Hayk adını verirler. Yabancı ulusların Ermeni ülkesi için kullandıkları bir terim olan Armina veya Arminiya ilk kez M.Ö. 510 tarihli Eski Farsça (Persçe) Bisutun yazıtında kaydedilmiştir.
Ermeni toplumu, geleneksel tarih anlatımına göre MS 301 yılında "Aydınlatıcı" (Lusavoriç) lakabıyla anılan Aziz Gregor / Krikor'nun öncülüğünde Hıristiyan dinini kabul etmiştir. Yaygın bir kanıya göre yeryüzünde Hıristiyan dinini benimseyen ilk ulusal topluluk Ermenilerdir[21]. Ancak İstanbul merkezli Bizans kilisesi ile Ermeni kiliseleri arasında doğan doktrin farkları ve siyasi çekişmeler nedeniyle[kaynak belirtilmeli] Ermeni kilisesi 451 yılında Ortodoks/Katolik dünyasıyla yolunu ayırarak ayrı bir ulusal mezhep olarak örgütlendi. Ermeni Apostolik Kilisesi adını alan ulusal kilise, Batılı kaynaklarda (Ermeni kilisesinin kurucusu olan Aziz Gregor'a atfen) Gregoryen adıyla da anılır.
Yeryüzündeki Ermenilerin çoğunluğu Ermeni Apostolik Kilisesine mensuptur. Bunun yanı sıra 17. yüzyılda ortaya çıkan küçük bir Katolik Ermeni cemaati ve önemsiz sayıda Protestan Ermeni de mevcuttur.
Eski Fars İmparatorluğunun Arminiya eyaleti (satraplığı) Van Gölü havzası merkez olmak üzere Ağrı Dağı yöresi ve Aras ve Arpaçay vadileri ile en Batıda Elazığ ve Erzincan yöresini içerecek şekilde Yukarı Fırat havzasını kapsamaktaydı. Aynı bölge Antik Çağ boyunca Eski Yunan ve Latin kaynaklarında Armenia, İslamiyet dönemine ait Arap kaynaklarında ise Armaniyya/Ermeniyye olarak adlandırılır. Erken dönem Türkçe metinlerde coğrafi bölge adı olarak Ermeniyye terimine 15. yüzyıl başlarına dek rastlanır.
Bölgede M.Ö. 1. binyılın ilk yarısında Urartu Krallığı hüküm sürmüştür. Urartu uygarlığının M.Ö. 7. yüzyıldan itibaren zayıflayıp çökmesiyle, aynı bölgede birbirinden bağımsız hareket eden çeşitli Ermeni beylerinin ve Urartuca ile doğrudan bir bağlantısı olmayan Ermenicenin egemen olduğu görülmektedir.
Krallar sık sık dış güçlerin müdahaleleriyle değişmiş, hatta kraliyet hanedanı dışından yabancı asıllı kişiler zaman zaman Roma veya İran baskısıyla kral atanmışlardır. Kraliyet makamının zayıfladığı bu dönemde yerel bey hanedanları (nakharar 'lar) güçlenmiş ve çok sayıda beylikler ortaya çıkmıştır. En önemli nakharar hanedanları Muş'ta Mamigonyan'lar, Kars'ta Gamsaragan'lar, İspir'de, daha sonra Kars, Ardanuç ve Muş'ta Bagratuni'ler, Başkale ve Van'da Ardzruni'ler, Gevaş'ta Rştuni'ler, Tekman'da Vahevuni'ler, Erciş'te Abahuni'ler, Malazgirt'te Knuni'lerdir.[kaynak belirtilmeli]
387 yılında Ermenistan, Doğu Roma İmparatorluğu ile Sasani İmparatorluğu arasında ikiye bölünmüştür. Bu tarihte çizilen ve Erzurum-Silvan-Nusaybin hattından geçen sınır, yaklaşık 300 yıl boyunca Bizans-İran sınırını oluşturmuştur. Batı Ermenistan bu tarihten itibaren Bizans tarafından atanan (fakat çoğunlukla yerel nakharar ailelerinden gelen) askeri valilerce yönetilirken, Doğu Ermenistan'da kraliyet hanedanı 421 yılına kadar hüküm sürmüş, bu tarihten sonra doğuda da İran tarafından atanan valiler (vostikan 'lar) dönemi başlamıştır[kaynak belirtilmeli]. Ancak 451 yılında, İran Sasanid imparatorlugu Ermenilerin dini seçimlerini zor kullanarak değiştirmek istediğinde, Ermeni beylerinin temsilcisi (sparabed) Vartan Mamigonyan önderliğinde İran'a karşı başlatılan savaş yenilgi ile sonuçlanmıştır
20. yüzyılın başlarına dek Anadolu'da yaşayanların bir kısmı Rusya, İran gibi ülkeler ile Azerilerin yoğun yaşadığı (Gürcistan'ın Kvemo Kartli bölgesi, Ermenistan ve Dağlık Karabağ) yakın coğrafyalara ve Fransa, ABD, Kanada ve Avustralya gibi uzak ülkelere göç etmişlerdir. Bu uzak göçlerle birlikte Ermeni diasporası meydan gelmiştir. Türkiye ve İran'da bulunan Ermeni azınlıklar kendilerini diaspora tanımı içerisine katmamaktadırlar
I. Dünya Savaşı öncesinde, 1914 sayımına göre Osmanlı İmparatorluğu’nun toplam nüfusu 18.520.016 kişiydi. Bunun 15.044.846’sı (%81,23) Müslümandı. Müslüman nüfus, Türkler, Kürtler, Lazlar, Araplar, Çerkesler ve diğer Müslüman milliyetlerden oluşmaktaydı. Kalan 3,475,170 kişinin 1.729.738’i (%9,34) Rum Ortodoks, 1.162.169’u (%6,27) Ermeni Gregoryen, 62.468’i (%0,34) Rum Katolik, Gürcüler (Kartveli ırkı), 65.844’ü (%0,35) Protestan, 24.845’i (%0,13) Latin, 187.073’ü (%1,01) Yahudi, 47.406’sı (%0,26) Maruni, 195.617’si (%1,06) diğerleriydi.
1914 yılı nüfus çalışmasıyla ilgili olarak şu gruplandırma yapmaktadır (Karpat, age, sayfa, 208-227): Müslümanlar, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Katolikler, Ermeni Katolikler, Protestanlar, Latinler, Süryaniler, Eski Süryaniler, Keldaniler, Jakobiler, Maroniler, Samiriyeliler, Nasturiler, Yezidiler, Çingeneler, Dürziler, Kazaklar, Bulgarlar, Sırplar ve Ulahlar. Rum Katolik ve Rum Ortodoks nüfusları toplamı, 1 milyon 792 bin 206’dı. Ermeni Gregoryen ve Ermeni Katolik toplamı ise 1 milyon 230 bindir. Bu halde etnik köken itibariyle 1914 yılında Osmanlı İmparatorluğu nüfusunun yüzde 9,68’i Rum ve yüzde 6,64’ü Ermenidir.
Cumhuriyet döneminin ilk sayımı olan 1927 Nüfus Sayımında Türkiye'nin ana dili Ermenice olan nüfusu 64.745 kişi olarak belirtilmiştir. (Kaynak: İstatistik Umum Müdürlüğü ve Devlet İstatistik Enstitüsü, 1927 nüfus sayım sonuçları.
I. Dünya Savaşı öncesinde, 1914 sayımına göre
Ermeni Gregoryen, 62.468
Devlet İstatistik Enstitüsü, 1927 nüfus sayımına göre
Ermenice olan nüfus 64.745 kişi olarak belirtilmiştir.
29 Ocak 2015 Perşembe
YENİ KRAL Selman bin Abdulaziz NE YAPTI OKUDUNUZMU
Memur, emekli ve öğrencilere 2 maaş ikramiye
Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz, göreve gelmesi münasebetiyle devlet memurları, emekliler ve öğrencilere 30 milyar dolar değerinde 2 maaş ikramiye ödenmesini emretti.
Kral Selman, devlet memurları, emekliler ve öğrencilere 2 maaş ikramiye ödenmesine, sivil mahkumlara kamu haklarından kaynaklanan 500 bin Suudi Arabistan Riyali'ni (yaklaşık 133 bin dolar) aşmayan para cezalarının affedilmesine, af kapsamındaki yabancı uyrukluların da sınır dışı edilip, haklarında ülkeye giriş yasağı konulmasına karar verdi.
Elektrik ve su hizmetlerine yönelik projelerde harcanmak üzere 20 milyar riyal tahsis edilmesini kararlaştıran Selman, ülkede kayıtlı tüm edebiyat kulüpleri ve süper lig takımlarına onar, birinci lig takımlarına beşer milyon ve ülkede kayıtlı diğer takımların her birine ise 2 milyon riyal ikramiye ödenmesi talimatını verdi.
Sosyal güvenlikten yararlananlar ve engellilere de 2 maaş ikramiye ödenmesini emreden Selman, Sosyal İşler Bakanlığı'nda kayıtlı yardım kuruluşlarına destek için 2 milyar, Dayanışma Kooperatifleri Konseyi'ne 200 milyon ve kayıtlı ihtisas meslek birliklerinin her birine 10 milyon riyal ödenmesini kararlaştırdı.
Kral Selman, daha sonra Twitter hesabından yaptığı açıklamada, din ve vatana hizmet için Allah'tan yardım dilediğini belirterek, halkının hakkını ne yaparsa yapsın ödeyemeyeceğini söyledi.
Selman, “Değerli halkım, ne yaparsam yapayım sizin hakkınızı ödeyemem. Daha fazlasını hak ediyorsunuz. Dine ve vatana hizmet için Allah'tan bana ve sizlere yardım etmesini dilerim. Dualarınızda beni unutmayın” dedi.
Kralın tweetine yoğun ilgi gösteren halk, iki saat içinde mesajı 175 bin kez retweet etti.
Kral Selman, tahta çıkışı münasebetiyle 30 milyar dolar tutarındaki 2 maaş ikramiye duyurusunun ardından yayınladığı mesajla insanların Twitter üzerinden odağı haline geldi. Görevinin 6. gününde Twitter hesabında takipçi sayısını 760 bin kişi artıran Selman’ın 1 milyon 860 bin takipçisi bulunuyor.
Obama ve eşi Michelle Obama, Arabistan'a düzenlediği ziyaret sırasında karşılama töreninde Kral Selman bin Abdülaziz, ikindi namazı kılmaya gitti.
Suudi Arabistan'ın yeni Kralı Selman bin Abdülaziz Al-Suud, birkaç bakan hariç tüm kabineyi değiştirdi. Kralın yaptığı en önemli değişliklerden biri, Yüksek Öğretim Bakanlığı ile Terbiye ve Eğitim Bakanlığı'nı 'Eğitim Bakanlığı'' adı altında birleştirmek oldu.
Suudi Kraliyet Divanı'ndan geç saatlerde yapılan değişiklik açıklamasını Suudi Arabistan Devlet Televizyonu ve Suudi Haber Ajansı bildirdi. Yapılan açıklamaya göre yeni kabine şöyle;
1-Prens Mukrin bin Abdülaziz El-Suud: Veliaht ve Başbakan Yardımcısı
2-Prens Muhammed bin Nayif bin Abdülaziz: İkinci Veliaht, Başbakan İkinci Yardımcısı ve İçişleri Bakanı
3-Prens Suud El-Faysal: Dışişleri Bakanı (yeniden)
4-Prens Mansur bin Miteb bin Abdülaziz: Devlet Bakanı, Bakanlar Konseyi Üyesi ve Kral Müsteşarı
5-Prens Miteb bin Abdullah bin Abdülaziz: Milli Muhafız Bakanı (yeniden)
6-Prens Muhammed Selman bin Abdülaziz: Savunma Bakanı (Babası Kral Selman'ın eski görevini devraldı.)
7-Şeyh Salih El-Şeyh: Davet, İrşat, Vakıflar ve İslami İşler Bakanı (Yeni)
8-Velid Al-Samaani: Adalet Bakanı
9-Mutlib Al-Nafisa: Devlet Bakanı ve Bakanlar Kurulu Üyesi
10-Musaid Al-Aiban: Devlet Bakanı ve Bakanlar Kurulu Üyesi
11-Ali bin İbrahim Al-Naiymi: Petrol Bakanı (yeniden)
12-İbrahim Al-Assaf: Maliye Bakanı (yeniden)
13-Abdullah Al-Husayin: Su ve Elektrik Bakanı
14-Adil Fakih: Çalışma Bakanı (yeniden)
15-Şuvayş Al-Duvayhi: İskan Bakanı
16-Bandar bin Muhammed Haccar: Hac Bakanı (yeniden)
17-Muhammed bin Selman Al-Casir: Ekonomi ve Planlama Bakanı
18-Tevfik Al-Rabia: Sanayi Ve Ticaret Bakanı (yeniden)
19-Muhammed Abu Saak: Devlet Bakanı ve Bakanlar Kurulu Üyesi
20-İsam bin Said: Devlet Bakanı ve Bakanlar Kurulu Üyesi
21-Abdullah Al-Mukbil: Ulaştırma Bakanı
22-Muhammed Al-Suvayil: İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanı
23-Macit Al-Kusaybiy: Sosyal İşler Bakanı
24-Saad Al-Cubriy: Devlet Bakanı ve Bakanlar Kurulu Üyesi
25-Muhammed Al-Şeyh: Devlet Bakanı ve Bakanlar Kurulu Üyesi
26-Abdüllatif Al-Şeyh: Belediye ve Köy İşleri Bakanı
27-Ahmet Al-Hatib: Sağlık Bakanı
28-Halit Al-Arj: Sivil Hizmet Bakanı
29-Adil Al-Turayfiy: Kültür ve Enformasyon Bakanı
30-Abdurrahman Al-Fadliy: Ziraat Bakanı
31-İzaam Al-Dahil: Eğitim Bakanı
Yukarıda belirtilen isimler Suudi Arabistan'ın yeni Bakanlar Kurulu'nu oluştururken, Kral Selman'ın aldığı bir diğer karar ise Bakanlar Kurulu'na bağlı yeni konseyler eklemek ve bazı devlet kurumlarını iptal etmek oldu.
Yeni Kral, Mekke, Riyad ve Al-Kasiym bölge emirlerini değiştirdi. Mekke Emirliği'ne Prens Mişal bin Abdullah'ın yerine Eğitim Bakanı (Mekke eski Emiri) Prens Halid Al-Faysal atandı. Al-Faysal aynı zamanda Kral Selman'ın müsteşarı oldu. Kral Selman, Riyad Bölge Emiri olan Prens Türki bin Abdullah'ın yerine El-Kasiym Bölge Emiri Prens Faysal bin Bandar'ı atadı. El-Kasiym Bölge Emirliğine ise Prens Faysal bin Mişal bin Suud atandı.
İstihbarat Başkanlığı'na Halit Al-Humayden atandı. Eski başkan Prens Halit bin Bandar ise Kral müsteşarı oldu. Kral Selman kendisine yeni müsteşarlar atarken kamu kuruluşları idarecilerinde de birçok değişikliğe gitti. Kral ayrıca maaşlarda iyileştirmeye gitti. Bazı kurum ve kuruluşların maddi imkanlarını artırdı. Açıklanan kararlarda bazı kamu mahkumlarına af getirildi
PRENS SALMAN KİMDİR?
Salman bin Abdülaziz el-Suud, 31 Aralık 1935 doğumludur. Suudi Evi üyesi olmakla beraber, Suudi Arabistan Veliahtı, Suudi Arabistan Savunma Bakanı ve eski Riyad Bölgesi valisi. Genelde Prens Salman olarak tanınır.
KRALIN 25 OĞLUNDAN BİRİ
Prens Salman, 31 Aralık 1935 tarihinde, Suudi Arabistan'ın Riyad şehrinde, bir Suudi Ailesi üyesi olarak dünyaya geldi. Babası ülkenin kralı Abdullah bin Abdül Aziz, annesi ise Hessa el Sudairi'dur. Kralın 25 oğlundan biridir.
Prens Salman, kraliyet çocuklarına eğitim veren Prens Okulu'na gitti. Orada eğitim aldı. Sonra mezun oldu ve politikaya atılmaya başladı.
48 YIL RİYAD VALİSİ OLDU
Salman bin Abdülaziz el Suud'un siyasi deneyimi ve yükselişi 1950'li yıllara dayanır. Suudi Ailesi Konseyi Başkanı olmuştur. Bunun yanında önemli devlet hizmeti gerçekleştirir; Riyad'ın belediye başkanlığını ve valiliğini üstlenir. En çok görev süresi Riyad Bölgesi Valisi olduğu zamanda olmuştur. Tam 48 yıl sürmüştür. Ardından o görevi bırakmış ve 5 Kasım 2011 tarihinde savunma bakanı olmuştur. Kardeşi ve kralın seçtiği veliaht olan, Nayif bin Abdülaziz el Suud vefat edince veliahtlık ona devredilmiştir.
Ayrıca politika yönünde, halka karşı yumuşak ve uzlaşıcı bir tutumu olduğu dünya tarafından bilinmektedir. Kral -halk ilişkisine önem verir. Reformlara sıcak bakmaktadır
Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz, göreve gelmesi münasebetiyle devlet memurları, emekliler ve öğrencilere 30 milyar dolar değerinde 2 maaş ikramiye ödenmesini emretti.
Kral Selman, devlet memurları, emekliler ve öğrencilere 2 maaş ikramiye ödenmesine, sivil mahkumlara kamu haklarından kaynaklanan 500 bin Suudi Arabistan Riyali'ni (yaklaşık 133 bin dolar) aşmayan para cezalarının affedilmesine, af kapsamındaki yabancı uyrukluların da sınır dışı edilip, haklarında ülkeye giriş yasağı konulmasına karar verdi.
Elektrik ve su hizmetlerine yönelik projelerde harcanmak üzere 20 milyar riyal tahsis edilmesini kararlaştıran Selman, ülkede kayıtlı tüm edebiyat kulüpleri ve süper lig takımlarına onar, birinci lig takımlarına beşer milyon ve ülkede kayıtlı diğer takımların her birine ise 2 milyon riyal ikramiye ödenmesi talimatını verdi.
Sosyal güvenlikten yararlananlar ve engellilere de 2 maaş ikramiye ödenmesini emreden Selman, Sosyal İşler Bakanlığı'nda kayıtlı yardım kuruluşlarına destek için 2 milyar, Dayanışma Kooperatifleri Konseyi'ne 200 milyon ve kayıtlı ihtisas meslek birliklerinin her birine 10 milyon riyal ödenmesini kararlaştırdı.
Kral Selman, daha sonra Twitter hesabından yaptığı açıklamada, din ve vatana hizmet için Allah'tan yardım dilediğini belirterek, halkının hakkını ne yaparsa yapsın ödeyemeyeceğini söyledi.
Selman, “Değerli halkım, ne yaparsam yapayım sizin hakkınızı ödeyemem. Daha fazlasını hak ediyorsunuz. Dine ve vatana hizmet için Allah'tan bana ve sizlere yardım etmesini dilerim. Dualarınızda beni unutmayın” dedi.
Kralın tweetine yoğun ilgi gösteren halk, iki saat içinde mesajı 175 bin kez retweet etti.
Kral Selman, tahta çıkışı münasebetiyle 30 milyar dolar tutarındaki 2 maaş ikramiye duyurusunun ardından yayınladığı mesajla insanların Twitter üzerinden odağı haline geldi. Görevinin 6. gününde Twitter hesabında takipçi sayısını 760 bin kişi artıran Selman’ın 1 milyon 860 bin takipçisi bulunuyor.
Obama ve eşi Michelle Obama, Arabistan'a düzenlediği ziyaret sırasında karşılama töreninde Kral Selman bin Abdülaziz, ikindi namazı kılmaya gitti.
Suudi Arabistan'ın yeni Kralı Selman bin Abdülaziz Al-Suud, birkaç bakan hariç tüm kabineyi değiştirdi. Kralın yaptığı en önemli değişliklerden biri, Yüksek Öğretim Bakanlığı ile Terbiye ve Eğitim Bakanlığı'nı 'Eğitim Bakanlığı'' adı altında birleştirmek oldu.
Suudi Kraliyet Divanı'ndan geç saatlerde yapılan değişiklik açıklamasını Suudi Arabistan Devlet Televizyonu ve Suudi Haber Ajansı bildirdi. Yapılan açıklamaya göre yeni kabine şöyle;
1-Prens Mukrin bin Abdülaziz El-Suud: Veliaht ve Başbakan Yardımcısı
2-Prens Muhammed bin Nayif bin Abdülaziz: İkinci Veliaht, Başbakan İkinci Yardımcısı ve İçişleri Bakanı
3-Prens Suud El-Faysal: Dışişleri Bakanı (yeniden)
4-Prens Mansur bin Miteb bin Abdülaziz: Devlet Bakanı, Bakanlar Konseyi Üyesi ve Kral Müsteşarı
5-Prens Miteb bin Abdullah bin Abdülaziz: Milli Muhafız Bakanı (yeniden)
6-Prens Muhammed Selman bin Abdülaziz: Savunma Bakanı (Babası Kral Selman'ın eski görevini devraldı.)
7-Şeyh Salih El-Şeyh: Davet, İrşat, Vakıflar ve İslami İşler Bakanı (Yeni)
8-Velid Al-Samaani: Adalet Bakanı
9-Mutlib Al-Nafisa: Devlet Bakanı ve Bakanlar Kurulu Üyesi
10-Musaid Al-Aiban: Devlet Bakanı ve Bakanlar Kurulu Üyesi
11-Ali bin İbrahim Al-Naiymi: Petrol Bakanı (yeniden)
12-İbrahim Al-Assaf: Maliye Bakanı (yeniden)
13-Abdullah Al-Husayin: Su ve Elektrik Bakanı
14-Adil Fakih: Çalışma Bakanı (yeniden)
15-Şuvayş Al-Duvayhi: İskan Bakanı
16-Bandar bin Muhammed Haccar: Hac Bakanı (yeniden)
17-Muhammed bin Selman Al-Casir: Ekonomi ve Planlama Bakanı
18-Tevfik Al-Rabia: Sanayi Ve Ticaret Bakanı (yeniden)
19-Muhammed Abu Saak: Devlet Bakanı ve Bakanlar Kurulu Üyesi
20-İsam bin Said: Devlet Bakanı ve Bakanlar Kurulu Üyesi
21-Abdullah Al-Mukbil: Ulaştırma Bakanı
22-Muhammed Al-Suvayil: İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanı
23-Macit Al-Kusaybiy: Sosyal İşler Bakanı
24-Saad Al-Cubriy: Devlet Bakanı ve Bakanlar Kurulu Üyesi
25-Muhammed Al-Şeyh: Devlet Bakanı ve Bakanlar Kurulu Üyesi
26-Abdüllatif Al-Şeyh: Belediye ve Köy İşleri Bakanı
27-Ahmet Al-Hatib: Sağlık Bakanı
28-Halit Al-Arj: Sivil Hizmet Bakanı
29-Adil Al-Turayfiy: Kültür ve Enformasyon Bakanı
30-Abdurrahman Al-Fadliy: Ziraat Bakanı
31-İzaam Al-Dahil: Eğitim Bakanı
Yukarıda belirtilen isimler Suudi Arabistan'ın yeni Bakanlar Kurulu'nu oluştururken, Kral Selman'ın aldığı bir diğer karar ise Bakanlar Kurulu'na bağlı yeni konseyler eklemek ve bazı devlet kurumlarını iptal etmek oldu.
Yeni Kral, Mekke, Riyad ve Al-Kasiym bölge emirlerini değiştirdi. Mekke Emirliği'ne Prens Mişal bin Abdullah'ın yerine Eğitim Bakanı (Mekke eski Emiri) Prens Halid Al-Faysal atandı. Al-Faysal aynı zamanda Kral Selman'ın müsteşarı oldu. Kral Selman, Riyad Bölge Emiri olan Prens Türki bin Abdullah'ın yerine El-Kasiym Bölge Emiri Prens Faysal bin Bandar'ı atadı. El-Kasiym Bölge Emirliğine ise Prens Faysal bin Mişal bin Suud atandı.
İstihbarat Başkanlığı'na Halit Al-Humayden atandı. Eski başkan Prens Halit bin Bandar ise Kral müsteşarı oldu. Kral Selman kendisine yeni müsteşarlar atarken kamu kuruluşları idarecilerinde de birçok değişikliğe gitti. Kral ayrıca maaşlarda iyileştirmeye gitti. Bazı kurum ve kuruluşların maddi imkanlarını artırdı. Açıklanan kararlarda bazı kamu mahkumlarına af getirildi
PRENS SALMAN KİMDİR?
Salman bin Abdülaziz el-Suud, 31 Aralık 1935 doğumludur. Suudi Evi üyesi olmakla beraber, Suudi Arabistan Veliahtı, Suudi Arabistan Savunma Bakanı ve eski Riyad Bölgesi valisi. Genelde Prens Salman olarak tanınır.
KRALIN 25 OĞLUNDAN BİRİ
Prens Salman, 31 Aralık 1935 tarihinde, Suudi Arabistan'ın Riyad şehrinde, bir Suudi Ailesi üyesi olarak dünyaya geldi. Babası ülkenin kralı Abdullah bin Abdül Aziz, annesi ise Hessa el Sudairi'dur. Kralın 25 oğlundan biridir.
Prens Salman, kraliyet çocuklarına eğitim veren Prens Okulu'na gitti. Orada eğitim aldı. Sonra mezun oldu ve politikaya atılmaya başladı.
48 YIL RİYAD VALİSİ OLDU
Salman bin Abdülaziz el Suud'un siyasi deneyimi ve yükselişi 1950'li yıllara dayanır. Suudi Ailesi Konseyi Başkanı olmuştur. Bunun yanında önemli devlet hizmeti gerçekleştirir; Riyad'ın belediye başkanlığını ve valiliğini üstlenir. En çok görev süresi Riyad Bölgesi Valisi olduğu zamanda olmuştur. Tam 48 yıl sürmüştür. Ardından o görevi bırakmış ve 5 Kasım 2011 tarihinde savunma bakanı olmuştur. Kardeşi ve kralın seçtiği veliaht olan, Nayif bin Abdülaziz el Suud vefat edince veliahtlık ona devredilmiştir.
Ayrıca politika yönünde, halka karşı yumuşak ve uzlaşıcı bir tutumu olduğu dünya tarafından bilinmektedir. Kral -halk ilişkisine önem verir. Reformlara sıcak bakmaktadır
13 Ocak 2015 Salı
BU CEVAP İSLAMA SALDIRAN HERKESE OKU'DA GÖR
Davutoğlu tuzak soruya ustaca cevap verdi
ALLAH cc
MÜSLÜMAN
İdarecilerimize
GÜÇ, KUVVET
VERSİN
Başbakan Ahmet Davutoğlu Almanya Başbakanı Merkel ile ortak basın toplantısı düzenledi. Başbakan Davutoğlu, bir gazetecinin, "Fransa'da yaşanan saldırı sonucu Türkiye sorumluluk hissediyor mu? sorusunu Başbakan Ahmet Davutoığlu'na yöneltti.
Başbakan Davutoğlu tuzak soruya ustaca cevap verdi
Suriye'deki krizden dolayı en büyük bedeli Türkiye ödemiştir. Dünya mülteci tarihinde en büyük mülteciyi alan Türkiye'dir. 1,5 milyonu rejimden kaçtı, 500 bini IŞİD'den kaçtı. Türkiye sınırlarını açık tuttuysa, teröristlerin geçişi için değil, babası annesi öldürülen çocukların, masumların ülkelerimize gelip yaşaması için açtık. Ancak terörist de gelmişse onun da takibini cezasını yaparız. Sınırın kapatılmasını isteyen katliama göz yumanlardır. Türkiye 35 milyon turistin geldiği ülke, hepsinin isimlerinin terörist diye takibini tutamayız. Bize istihbarat gelecek ki takip edebilelim ki biz 7000 kişiye sınıra giriş yasağı koyduk. 2 bin kişiyi de aralarında Alman Fransız da var geri gönderdik. Son Paris olayında adı geçen Hayat ile ilgili istihbaratı Türk kaynağı yapmıştır, herhangi bir ön uyarı gelmediği halde biz takip ettik ve Fransa'ya haber verdik. Bu kadın Türkiye'ye Madrid'den geliyor. Bu konuda İspanya'yı Türkiye'yi suçlamak mümkün mü? Türkiye'nin tek suçu Suriye'ye sınırı olması mı? Bu konuda Türkiye'ye suçlama yöneltilmesine kesinlikle tahammül etmeyiz. Yabancı savaşçılar kim olursa olsun, Suriye'yi terk etmeleri konusunda yapılacak her türlü çalışmaya destek veririz. Ancak şunu herkesin kabul etmesi gerekiyor Türkiye Suriye krizinde en büyük bedeli ödemiştir.
Paris'ten hemen önce İstanbul'da bir terör saldırısı gerçekleşti. Ben Paris'te yürüdüm ve kendimle gurur duydum. Aynı duyarlılığın gösterilmesini beklerdim. Reyhanlı'da 52 vatandaşımızı kaybettik, bu konuda da aynı tepkiyi gösterme hakkımızın olduğunu düşünüyorum. Tek suçumuz Suriye rejiminin bombardımanlarından kaçan insanlara kapımızı açmaktır. Kim ne derse desin bu politikamızı devam ettireceğiz.
ANLASALAR BİZ ARTIK HAÇLILARDAN AKIL SORMUYORUZ YENİDEN OSMANLI İSLAM İMPARATORLUĞU OLUYORUZ.
4 Ocak 2015 Pazar
VE 28 ŞUBAT SEVR, LOZAN DARBELER HEPSİNİ SOLLUYOR.
Abdülhamid’in yolu subayları tarafından kesilmişti, Erbakan’ın yolu Şunlar tarafından kesildi. Orada İsrail devletinin kurulması amaçlanıyordu, şu an ise Büyük İsrail devleti kurulmak isteniyor
Birtakım finans sahipleri, proje mimarları Erbakan Hoca’yı ziyaret ediyorlar. Bu doğrulandı. Ne diyorlar “İslamiyet yükselen bir çizgidir. Biz sizinle işbirliği yapmak isteriz” Peki ne olacak?
Üç öneride bulunuluyor. Birincisi “Biz sizi iktidara taşıyacağız, ikincisi bu alandaki gerekli finansmanı sağlayacağız, üçüncü olarak da karşı çıkanları saf dışı bırakacağız. Buna karşılık sizden şu taleplerimiz olacak. İsrail’in güvenliği sağlanacak. İki, İslamiyet’in yeni yorumunda bize yardımcı olacaksınız. Üç, Büyük Ortadoğu Projesinde bize destek vereceksiniz.” Erbakan Hoca tartışmaya bile açmadan reddediyor bu önerileri. VE 28 ŞUBAT SEVR, LOZAN DARBELER HEPSİNİ SOLLUYOR.
ABDULHAMİD İN YOLUNU KESENLERLE ERBAKAN IN YOLUNU KESENLER AYNI İSLAMDAN KORKANLAR HER FIRSATTA SALDIRDILAR
Birtakım finans sahipleri, proje mimarları Erbakan Hoca’yı ziyaret ediyorlar. Bu doğrulandı. Ne diyorlar “İslamiyet yükselen bir çizgidir. Biz sizinle işbirliği yapmak isteriz” Peki ne olacak?
Üç öneride bulunuluyor. Birincisi “Biz sizi iktidara taşıyacağız, ikincisi bu alandaki gerekli finansmanı sağlayacağız, üçüncü olarak da karşı çıkanları saf dışı bırakacağız. Buna karşılık sizden şu taleplerimiz olacak. İsrail’in güvenliği sağlanacak. İki, İslamiyet’in yeni yorumunda bize yardımcı olacaksınız. Üç, Büyük Ortadoğu Projesinde bize destek vereceksiniz.” Erbakan Hoca tartışmaya bile açmadan reddediyor bu önerileri. VE 28 ŞUBAT SEVR, LOZAN DARBELER HEPSİNİ SOLLUYOR.
ABDULHAMİD İN YOLUNU KESENLERLE ERBAKAN IN YOLUNU KESENLER AYNI İSLAMDAN KORKANLAR HER FIRSATTA SALDIRDILAR
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Hakkımda
- VAHDEDDİN HOCA
- https://www.facebook.com/VAHDED.HOCA SİTEMİZİ ZİYARET EDİP ÜYE OLURSANIZ ÇALIŞMALARIMIZA DESTEK VERMİŞ OLURSUNUZ ALLAH cc CÜMLE MÜMİNLERDEN RAZI OLSUN.








