Cumhurbaşkanı Erdoğan'a TBMM Başkanvekili Bostancı vekalet edecek
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a TBMM Başkanvekili Mehmet Naci Bostancı vekalet edecek.
Vekalet kararı bugünkü Resmi Gazete'de yayımlandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs Barış Harekatı'nın 41. yıldönümü kutlamaları vesilesiyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne ziyarette bulunacak. TBMM Başkanı İsmet Yılmaz'ın da Kıbrıs'taki kutlamalara katılması nedeniyle Cumhurbaşkanlığı makamına, TBMM Başkanvekili Bostancı vekalet edecek.
NACİ BOSTANCI KİMDİR?
Mehmet Naci Bostancı, 2 Ağustos 1957 tarihinde Amasya'da dünyaya geldi. Babasının adı Osman, annesinin adı Elif'tir. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset ve İdare Bölümünü bitirdi. Yüksek lisans ve doktorasını İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme Bölümünde tamamladı. Zaman gazetesi başta olmak üzere, “Türkiye Günlüğü, Birikim” gibi çeşitli yayınlarda çok sayıda makalesi yayınlandı. 17 kitabı ve çok sayıda makalesi vardır.
Bir süre ANAP eski Genel Başkanı Mesut Yılmaz'a siyaset danışmanlığı yaptı. 1989-1991 yılları arasında “Kültür Bakanlığı Müşavirliği” görevlerinde bulundu. 1998-2004 yılları arasında Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde Halka İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Başkanlığı yapan Bostancı, Ağustos 2008 itibariyle Gazi Üniversitesi Rektör Danışmanlığına; 11 Mart 2009'da Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanlığına getirildi. 10 Mart 2011'da dekanlık görevinden istifa ederek, 12 Haziran Seçimlerinde AK Parti’den Amasya milletvekili olarak meclise girdi.
Ayrıca Bostancı; “Türkiye-Kırgızistan Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı, Türkiye-Kazakistan Parlamentolararası Dostluk Grubu Genel Sekreteri” ve “Türkiye-İrlanda Parlamentolararası Dostluk Grubu” üyesidir.
Bostancı, sosyal değişme ve kimliksel dönüşüm, kitle iletişim teorileri, siyaset bilimi, siyaset tarihi, ikna kuramları, propaganda, ideoloji kuramı, kültürel dönüşüm konularında çalışmalar yapmaktadır.
Bostancı, 8 Ocak 2014 tarihinde TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı olarak göreve başladı. Aynı yıl Ak Parti Grup Başkanvekili seçildi. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi (AGİTPA) Türk Grubu Üyeliği yaptı.
Bostancı 7 Haziran 2015 seçimlerinde yeniden milletvekili seçildi. TBMM Başkanvekilliği görevini üstlendi.
İleri düzey İngilizce bilen Bostancı, evli ve 2 çocuk babasıdır.
AYET-İ KERİME
20 Temmuz 2015 Pazartesi
27 Haziran 2015 Cumartesi
ÜMMET OLMALIYIZ BÖLÜCÜ OLMAYINIZ
Kapatılan Refah Partisi'nin milletvekillerinden Şevki Yılmaz dünkü yazısında AKP'nin seçim yenilgisinin nedenlerini yazdı.
Teşkilatta ehil olmayan kişilere görev verildiğine, bürokraside liyakatsiz kişilerin göreve getirildiğine, dalkavukların partiyi sardığına dikkat çeken Şevki Yılmaz, israf ve şatafa dikkat çekti.
Yılmaz, ehil olmayan isimlere görev verildiğini vurguladı. Teşkilat üyelerinin ‘poker ve lakırdı masalarından' ilim ve istişare masalarına dönmesi gerektiğini anlattı.
İşte Şevki Yılmaz'ın dünkü yazısından ilgili bölüm;
“Yeşil arazileri ucuza kapattırıp imara açtırtarak rant sağlattıran, adaletsiz imar ve ihale uygulamalarıyla haksız kazançlara sebep olan, belediye ve diğer devlet arazilerini ucuza başkalarına peşkeş çektirtenler mutlaka partiden ihraç edilmeli ve tüm sorumlular adalet önüne acilen teslim edilmelidir!
Hasbi tabanın ciğer yakan feryatlarına ve gözyaşlarına artık kulak vermeliyiz! Vakit ve nakit adamları dalkavuklardan acilen kurtulup, uyarıcı, hasbi dava ve vakıf adamlarıyla yola devam etmeliyiz!
Dalgakıran gibi devasa hizmetlerin görülmesini yanlışlıkları veya ihanetleriyle engelleyen “Rüzgâr kıranlar!” bir daha asla aday yapılmamalıdır!
Bürokrasideki ehliyetsiz, kişiliksiz, müsrif yöneticiler yerine emin, ehil ve sadık olan milli kadrolara hizmet kapılarını acilen açmalıyız!
Zavallı emeklinin ve asgari ücretle çalışanların nafakasını artırmayı popülizm gören zulüm yerine; başta belediyelerde ve bürokraside alabildiğine artarak devam eden makam aracı ve eşyaları değiştirme hastalığı vb. aşırı israf ve savurganlık belasının önüne acilen geçilmelidir!”
8 Haziran 2015 Pazartesi
SEÇİM OLSA GAYRİ MÜSLİMLER NE DER?
Davutoğlu dedi ki;
“Hiçbir güç karşısında eğilmemiz sözkonusu değildir!”
Bu, şu anlama gelir:
“Uluslararası güç odakları ve yerli işbirlikçileri Türkiye’de koalisyon istiyorlardı... Rakamlar onu gösteriyor ki, sayısal olarak CHP, MHP ve HDP arasında bir koalisyon kurulabilir!..
Ama bu denklemde AK Parti yoktur!.. Biz, bu oyunda yokuz!.. Varın, oynunuzu oynayın
BELKİDE: Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun demek istediği budur!..
Bu da demektir ki;
CHP, MHP ve HDP arasında bir “koalisyon” kurulabilmesi ihtimali vardır.
Bu iki parti yan yana gelip de bir “koalisyon” kurabilir mi??.. Kurarlarsa, bu; “tükürdüklerini yalamak” olmaz mı?.. MHP, böyle bir koalisyona gitmeden önce, herhalde “1999’da DSP ve ANAP’la kurduğu koalisyondan sonra, 2002’de baraj altında kaldığını” düşünecektir!..
TEK ÇARE ERKEN SEÇİM!
O halde, tek çözüm;
“Erken Seçim”e gitmektir!..
Bence, “hükümet kurma çalışmaları ile vakit kaybetmeye” hiç gerek yok... En kısa zamanda seçime gidilmelidir.
GAYRİ MÜSLİMLER NE DER?
Avrupa Birliği’nden seçim sonuçlarına yönelik olarak yapılan ilk kurumsal açıklamada yüzde 86’ya varan katılım oranının Türk demokrasisinin gücünün göstergesi olduğu belirtilerek “önümüzdeki dönemin AB-Türkiye ilişkilerinin güçlendirilmesi için fırsatlar içerdiği” vurgulandı.
HER HİKAYE BİR SEBEPLE VAR OLUR OKURSANIZ
"EMANET OYLAR GERÇEĞİNİ ÇOK İYİ BİLİYORUZ"
HDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, HDP'nin barajı aşmasıyla ilgili "Bizim aldığımız oyda bize emanet edilen oylar olduğu gerçeğini çok iyi biliyoruz. Hiç aklımızdan çıkarmayacağız. Sağ olsunlar var olsunlar" diye konuşmuştu.
Başörtüsü mücadelesinin öncü isimlerinden biri olan, 80 öncesinde ülkücü harekette yer alan HDP'nin İstanbul 1. Bölge 2. sıradan aday gösterilen milletvekili adayı Hüda Kaya, Meclis'e girdi.
80 ÖNCESİ ÜLKÜCÜYDÜ
Muhafazakar entelijansiyasının tanınan ismi Kaya, 1980 öncesinde fikren ve fiilen sıkı bir ülkücü olarak kendisini tanımlamaktaydı. 18 yaşında ilk kez Kuran'ı ile tanışan Hüda Kaya, hayatına yeni bir yön çizmeye karar vererek, başörtüsü takmaya karar vermiştir.
Iraklı bir Türkiye vatandaşıyla evlenerek, üç kızı ve iki oğul annesi olur. 9 yıllık evliliğini sonlandıran Hüda Kaya, boşandıktan sonra Malatya'da yaşamaya başlar.
MALATYA'DA BAŞLAYAN AKTİVİZM
Malatya'da küçük bir dükkan sahibi olan Hüda Kaya, aynı zamanda şehirde tefsir çalışmaları ile ilgilenmiş, sosyal, kültürel ve temel insan hakları ile ilgili gönüllü hizmetlerde bulunmuş ve yerel radyo programları çalışmaları gerçekleştirmiştir.
Hüda Kaya, kendi yaşamının merkezine koyduğu siyasi ideali başörtüsü yasağı olarak tanımlamıştır. Bunu sadece bir inanç meselesi olarak değil, kadınların tercihine yönelik bir zincir olarak da görür. Bu yasak konusunda da çeşitli dergilerde yazılar yazmıştır.
HÜDA KAYA VE OĞLU DGM'DE YARGILANDI
28 Şubat geldiğinde ise Hüda Kaya'nın artık sözleri bitirilmek istendi. Malatya'da İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin başörütü yasağı eylemlerinde ön saflarda yerini alan Kaya, kendi yazdığı "Ulusal Bir Heyecan Gecesi ve Başörtüsü" başlıklı yazısına açılan dava yüzünden işinden evine dönerken sokakta gözaltına alınıp tutuklandı.
Bir gün sonra ise Malatya'nın Akpınar Meydanı'nda gözaltına alınan 13 yaşındaki oğlu Muhammed Cihad da tutuklandı. Düşünce suçu olarak bilinen 312. maddeden DGM'de yargılanan Hüda Kaya, 20 ay cezaevinde kaldı.
İDAM İSTEMİYLE YARGILANDI
Hapis günleri bittikten hemen sonra aktivizm günlerine geri dönen Hüda Kaya, başörütüsü yasağına karşı eylemlere katılmıştı. Bu eylemlerden birinde Malatya İHL son sınıf öğrencileri olan üç kızı da bulundu. 1999'da 16, 17 ve 18 yaşlarındaki kızlar terörle mücadele ekipleri tarafından okul basılarak gözaltına alındı ve Hüda Kaya bu sefer de 146. maddeden üç kızıyla birlikte idam istemiyle yargılandı. Bazılarından birlikte, bazılarından da ayrı ayrı üç kızı ile Hüda Kaya cezalar aldı.
DAVALAR YÜZÜNDEN TÜRKİYE'DEN PAKİSTAN'A KAÇAR
Cezaevi günleri ve yeniden yargılanmalar sebebiyle Malatya'daki tek geçim kaynağı olan küçük mağazasını kapatmak zorunda kalan Kaya, cezaevinden çıktıktan sonra Malatya'da kendilerine kiralık ev dahi verilmediğini gerçekleştirdiği bir röportajında belirtmiştir.
Mecburen İstanbul'a dönen ancak eski hükümlü olduğu için geçimini sağlayacak bir iş bulamayan Hüda Kaya'nın hakkında daha onlarca dava bulunmaktadır. Kızı İntisar'ın 312. maddeden yargılandığı bir davadan ceza alması üzerine ülkeyi terketmeye karar vererek Pakistan'a kaçan Hüda Kaya bir yıl Pakistan'da kaldıktan sonra İstanbul'a döner.
Hakkında açılan davalardan ötürü Ağrı ve Malatya cezaevlerinde yatan Hüda Kaya'nın tahliyesinden bir ay sonra birbiri ardına kızları da Akşehir ve Bandırma cezaevlerine gönderilir. Kızlarından Nurulhak, tahliye edildikten kısa bir süre sonra trafik kazasında yaşamını yitirmiştir.
KANDİL'E GİDEREK PKK İLE GÖRÜŞTÜ
Mazlum-Der'in ilk üyelerinden biri olan Hüda Kaya, başörtüsü için verdiği mücadelenin daha geniş bir hak ve özgürlük mücadalesinin parçası olduğunu tanımlamıştır. 2011'de oğlu Muhammed Cihad, bir PKK operasyonunda gözaltına alınıp tutuklanmıştır ve yargılamanın sonucunda da beraat etmesi üzerine Hüda Kaya, oğlu ile birlikte 2013 yılının Ramazan ayında, Kandil'e gitmiştir. PKK yöneticileriyle görüşürek, dağa çıkanların hikayelerini dinleyen Kaya, döndükten sonra izlenimlerini uzun bir yazı dizisi olarak kaleme alır. Hüda Kaya aynı zamanda Özgür Gündem gazetesinde de köşe yazarlığı yapmaktadır.
BİRLEŞMİŞ MİLLETLERDE SUNUM YAPTI
Hüda Kaya, pek çok kadın platformunu kurdu ve aktif olarak çalıştı. Yurtiçi ve dışında kadın, Filistin, barış, inanç vb. konularda konferanslar veren Kaya, 2005'te Merve Kavakçı ile birlikte BM'de Türkiye'deki kılık kıyafet yasakları ve hak mücadelesi hakkında bir sunum yapmıştır.
Ürdün, Sudan, Pakistan, İran, Keşmir, Lübnan ve Filistin mülteci kamplarına giden Hüda Kaya, Kardelen Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneğini kurmuş ve halen başkanlık görevini yürütmektedir. Uluslararası Müslüman Kadınlar Birliği üyesi olan Hüda Kaya aynı zamanda Uluslarası Müslüman Kadınlar Birliği'nin Türkiye delegesidir.
Demokratik İslam Kongresi Şura Meclisi üyesi olan Hüda Kaya, HDP'de de iki dönemdir MYK üyeliğini yürütmüştür. 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri'nde de HDP İstanbul 1. Bölge 2. Sıradan Milletvekili adayı seçildi.
6 Haziran 2015 Cumartesi
OY KULLANIRKEN -İSTEDİĞİNE VER!-
OY KULLANIRKEN
-İSTEDİĞİNE VER!-
GAVURUN GÖREVİNİ ÜLKEMİN VATANDAŞLARI TAMAMLIYOR OLMUŞLAR
SEVMESEN DE DEVLETİNE BAŞKANINA SAHİP ÇIK SURİYE IRAK OLMASIN
BAZILARI ÇALIP ZULMEDİYOR DİYE MİLLETİNE BAŞKANINA İHANET ETME
Dünya basınının iki devi New York Times ve BBC Twitter hesaplarından yapılan skandal paylaşımlarla Cumhurbaşkanı Erdoğan hedef yaptı.
Diyarbakır'da bombaların patlamasıyla aynı saatlerde saldırılara dünya medyasının iki önemli ismi New York Times ve BBC' de aynı başlıkları kullanarak katıldı. Taraf, Cumhuriyet, Zaman, Hürriyet ve Sözcü işi beceremeyince topa NYT ve BBC girdi. BBC ve New York Times, Sözcü gibi son derece seviyesiz bir dil ve üslupla Cumhurbaşkanı Erdoğan'a saldırmaya başladı.
İKİ GAZETEDEN DE AYNI BAŞLIK
Bir asırdan fazla zamandır siyonist bir aileye ait olan New York Times'ın Twitter hesabından "Hangi liderin Beyaz Saray'ın 30 katı büyüklüğünde, 1150 odalı sarayı var?" paylaşımında bulunuldu. BBC ise bir yalanı Twitter paylaşımı yaparak "Hangi ülkenin lideri altın klozete sahip olmakla suçlandı?" diyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan'a saldırıldı.İki gazetenin seçimlere saatler kala aynı başlığı kullanarak manipülasyon yapması dikkat çekti.
31 Mayıs 2015 Pazar
OY LAR NEREYE MÜSLÜMAN CEMAATLERDEN GÖRÜŞLER
İSMAİL AĞA, MENZİL, İSKENDERPAŞA, SÜLEYMANLILAR, IŞIKÇILAR, GÜLEN CEMAATİNİN BÜYÜK KISMI, DAHA BİRDEN ÇOK BENZER CEMAAT VE TARİKATIN AK PARTİ'YE OY VERECEĞİ YÖNÜNDE İZLENİM TESPİT VE KARARLARI BULUNMAKTA...
''BEĞENMESEKTE İSLAM VE MİLLETİN HUZURU-GÜVENİ ADINA ALTERNATİFİ OLMAYAN PARTİ'' CÜMLESİ ÖZET GÖRÜŞ OLARAK KARŞIMIZA ÇIKIYOR..
İşte o İSMAİL AĞA açıklamasının tamamı:
İçinde bulunduğumuz İslam’ın 15. Asrının bütün İslam Dünyası ve Ümmet için, Allah’ın izniyle yeni bir ihya ve inşa dönemi olacağından kuşku duymuyoruz.
Kendi ülkemizde de apaçık idrak ettiğimiz bu hakikat karşısında şüphesiz küresel şer güçleri boş durmuyor. Her gün yeni ittifaklar, yeni oyunlar kuruyor; yeni projeler ve senaryolar üretiyorlar. En korkuncu da bunları ya doğrudan ya işbirlikçileri marifetiyle vahşice hayata geçirmekten çekinmiyorlar.
Bu şer ittifakının nihai hedefleri ise, artık insanlığa hiç bir gelecek vaadi olmayan kendi zalim ve köhnemiş modern dünyalarının devamı için yegane tehdit gördükleri İslam Dünyasını ve onun ana omurgasını teşkil eden Ehl-i Sünnet dünyasını çökertmek ve tasfiye etmektir.
Ortadoğu’yu kasıp kavuran iç çatışmalar, Afrika’dan Uzakdoğu’ya yaşanan vahşilikler, Pakistan’da seçim öncesi denenen kaos, Bengladeş’te Cemaati İslami alimlerine uygulanan idamlar, Mısır’da devrimci İhvan liderlerine ve darbecilere meşruiyet vermeyen şahsiyetli İslam alimlerine reva görülen işkence ve idam kararları, bu nihai hedefin safhalarından ibarettir.
Ülkemiz, İslam Dünyası ve mazlum insanlar için hayati bir önem arz eden 7 Haziran öncesinde, milletimizin barış ve huzurunu tehdit edici, güven ve istikrarını zedeleyici irade, beyan ve faaliyetleri müşahede etmek bizleri derin bir endişeye sevk etmiştir.
Ülkemizin çalkantılı siyasi geçmişi ve kültürel kırılma süreçlerinde, toplumumuzun barış ve huzurunun teminine büyük katkılar sağlamış, dini hayatın tanziminde ve Diyanet camiasının hizmetlerinin devamında daima önemli ve hayırlı işler başarmış Diyanet Kurumunun belli çevreler tarafından hedef haline getirilmesi, bizde, maalesef başından beri vurguladığımız aynı küresel projenin bir parçası olduğu izlenimine yol açmıştır.
Anarşizmi hayat tarzı haline getiren, mütedeyyin insanları Allah(Celle Celâluhu) ve Rasülü’nün (Aleyhissalâtü Vesselâm) lanetlediği ırkçı baskı ve kendi değerlerine yabancı ateist tehditlerle yönlendirmeye ve otoriteleri altına almaya çalışan, kıblesini şaşırmışlara bu millet hiçbir zaman itibar etmedi ve etmeyecektir.
Biz millet ve camia olarak, Allah(Celle Celâluhu) ve Rasülü’nün(Aleyhissalâtü Vesselâm) tayin ettiği, manevi büyüklerimizin ve tarihimizin aydınlattığı yol ve istikametten asla ayrılmayacağız.
Mahmud Efendi Hazretlerimizin önderliğinde hak, hakikat ve adaletin hakim olduğu; huzur, barış ve kardeşlik içinde, güçlü, istikrarlı, emin bir ülke ve yaşanmaya değer bir dünya için mücadelemize ve dualarımıza kararlılıkla devam edeceğiz.
Hidayet yolunda olanlara selam olsun.
''BEĞENMESEKTE İSLAM VE MİLLETİN HUZURU-GÜVENİ ADINA ALTERNATİFİ OLMAYAN PARTİ'' CÜMLESİ ÖZET GÖRÜŞ OLARAK KARŞIMIZA ÇIKIYOR..
İşte o İSMAİL AĞA açıklamasının tamamı:
İçinde bulunduğumuz İslam’ın 15. Asrının bütün İslam Dünyası ve Ümmet için, Allah’ın izniyle yeni bir ihya ve inşa dönemi olacağından kuşku duymuyoruz.
Kendi ülkemizde de apaçık idrak ettiğimiz bu hakikat karşısında şüphesiz küresel şer güçleri boş durmuyor. Her gün yeni ittifaklar, yeni oyunlar kuruyor; yeni projeler ve senaryolar üretiyorlar. En korkuncu da bunları ya doğrudan ya işbirlikçileri marifetiyle vahşice hayata geçirmekten çekinmiyorlar.
Bu şer ittifakının nihai hedefleri ise, artık insanlığa hiç bir gelecek vaadi olmayan kendi zalim ve köhnemiş modern dünyalarının devamı için yegane tehdit gördükleri İslam Dünyasını ve onun ana omurgasını teşkil eden Ehl-i Sünnet dünyasını çökertmek ve tasfiye etmektir.
Ortadoğu’yu kasıp kavuran iç çatışmalar, Afrika’dan Uzakdoğu’ya yaşanan vahşilikler, Pakistan’da seçim öncesi denenen kaos, Bengladeş’te Cemaati İslami alimlerine uygulanan idamlar, Mısır’da devrimci İhvan liderlerine ve darbecilere meşruiyet vermeyen şahsiyetli İslam alimlerine reva görülen işkence ve idam kararları, bu nihai hedefin safhalarından ibarettir.
Ülkemiz, İslam Dünyası ve mazlum insanlar için hayati bir önem arz eden 7 Haziran öncesinde, milletimizin barış ve huzurunu tehdit edici, güven ve istikrarını zedeleyici irade, beyan ve faaliyetleri müşahede etmek bizleri derin bir endişeye sevk etmiştir.
Ülkemizin çalkantılı siyasi geçmişi ve kültürel kırılma süreçlerinde, toplumumuzun barış ve huzurunun teminine büyük katkılar sağlamış, dini hayatın tanziminde ve Diyanet camiasının hizmetlerinin devamında daima önemli ve hayırlı işler başarmış Diyanet Kurumunun belli çevreler tarafından hedef haline getirilmesi, bizde, maalesef başından beri vurguladığımız aynı küresel projenin bir parçası olduğu izlenimine yol açmıştır.
Anarşizmi hayat tarzı haline getiren, mütedeyyin insanları Allah(Celle Celâluhu) ve Rasülü’nün (Aleyhissalâtü Vesselâm) lanetlediği ırkçı baskı ve kendi değerlerine yabancı ateist tehditlerle yönlendirmeye ve otoriteleri altına almaya çalışan, kıblesini şaşırmışlara bu millet hiçbir zaman itibar etmedi ve etmeyecektir.
Biz millet ve camia olarak, Allah(Celle Celâluhu) ve Rasülü’nün(Aleyhissalâtü Vesselâm) tayin ettiği, manevi büyüklerimizin ve tarihimizin aydınlattığı yol ve istikametten asla ayrılmayacağız.
Mahmud Efendi Hazretlerimizin önderliğinde hak, hakikat ve adaletin hakim olduğu; huzur, barış ve kardeşlik içinde, güçlü, istikrarlı, emin bir ülke ve yaşanmaya değer bir dünya için mücadelemize ve dualarımıza kararlılıkla devam edeceğiz.
Hidayet yolunda olanlara selam olsun.
![]() |
| Fetih mitinginden bir kare |
24 Nisan 2015 Cuma
ERMENİ
I. Dünya Savaşı öncesinde, 1914 sayımına göre
Ermeni Gregoryen, 62.468
Devlet İstatistik Enstitüsü, 1927 nüfus sayımına göre
Ermenice olan nüfus 64.745 kişi olarak belirtilmiştir.
-Ermeniler; Balkanlar'dan Anadolu'ya gelen, Hint-Avrupa kökenli ve Trak-Frig soyundandırlar. Frigler'in bir kolu, İlliryalılar(Arnavutlar)'ın baskısıyla M.Ö. 6. yüzyılda Doğu Anadolu'ya göçederek yerleşmişlerdir. Böylece bölgenin eski halklarının kalıntıları (Urartular, Hurriler) ve bazı Kafkas kökenli yerli halklarla karışarak bugünkü Ermeni toplumunu meydana getirdiler.
Ermeniler kendilerine Hay ve ülkelerine Hayastan veya Hayk adını verirler. Yabancı ulusların Ermeni ülkesi için kullandıkları bir terim olan Armina veya Arminiya ilk kez M.Ö. 510 tarihli Eski Farsça (Persçe) Bisutun yazıtında kaydedilmiştir.
Ermeni toplumu, geleneksel tarih anlatımına göre MS 301 yılında "Aydınlatıcı" (Lusavoriç) lakabıyla anılan Aziz Gregor / Krikor'nun öncülüğünde Hıristiyan dinini kabul etmiştir. Yaygın bir kanıya göre yeryüzünde Hıristiyan dinini benimseyen ilk ulusal topluluk Ermenilerdir[21]. Ancak İstanbul merkezli Bizans kilisesi ile Ermeni kiliseleri arasında doğan doktrin farkları ve siyasi çekişmeler nedeniyle[kaynak belirtilmeli] Ermeni kilisesi 451 yılında Ortodoks/Katolik dünyasıyla yolunu ayırarak ayrı bir ulusal mezhep olarak örgütlendi. Ermeni Apostolik Kilisesi adını alan ulusal kilise, Batılı kaynaklarda (Ermeni kilisesinin kurucusu olan Aziz Gregor'a atfen) Gregoryen adıyla da anılır.
Yeryüzündeki Ermenilerin çoğunluğu Ermeni Apostolik Kilisesine mensuptur. Bunun yanı sıra 17. yüzyılda ortaya çıkan küçük bir Katolik Ermeni cemaati ve önemsiz sayıda Protestan Ermeni de mevcuttur.
Eski Fars İmparatorluğunun Arminiya eyaleti (satraplığı) Van Gölü havzası merkez olmak üzere Ağrı Dağı yöresi ve Aras ve Arpaçay vadileri ile en Batıda Elazığ ve Erzincan yöresini içerecek şekilde Yukarı Fırat havzasını kapsamaktaydı. Aynı bölge Antik Çağ boyunca Eski Yunan ve Latin kaynaklarında Armenia, İslamiyet dönemine ait Arap kaynaklarında ise Armaniyya/Ermeniyye olarak adlandırılır. Erken dönem Türkçe metinlerde coğrafi bölge adı olarak Ermeniyye terimine 15. yüzyıl başlarına dek rastlanır.
Bölgede M.Ö. 1. binyılın ilk yarısında Urartu Krallığı hüküm sürmüştür. Urartu uygarlığının M.Ö. 7. yüzyıldan itibaren zayıflayıp çökmesiyle, aynı bölgede birbirinden bağımsız hareket eden çeşitli Ermeni beylerinin ve Urartuca ile doğrudan bir bağlantısı olmayan Ermenicenin egemen olduğu görülmektedir.
Krallar sık sık dış güçlerin müdahaleleriyle değişmiş, hatta kraliyet hanedanı dışından yabancı asıllı kişiler zaman zaman Roma veya İran baskısıyla kral atanmışlardır. Kraliyet makamının zayıfladığı bu dönemde yerel bey hanedanları (nakharar 'lar) güçlenmiş ve çok sayıda beylikler ortaya çıkmıştır. En önemli nakharar hanedanları Muş'ta Mamigonyan'lar, Kars'ta Gamsaragan'lar, İspir'de, daha sonra Kars, Ardanuç ve Muş'ta Bagratuni'ler, Başkale ve Van'da Ardzruni'ler, Gevaş'ta Rştuni'ler, Tekman'da Vahevuni'ler, Erciş'te Abahuni'ler, Malazgirt'te Knuni'lerdir.[kaynak belirtilmeli]
387 yılında Ermenistan, Doğu Roma İmparatorluğu ile Sasani İmparatorluğu arasında ikiye bölünmüştür. Bu tarihte çizilen ve Erzurum-Silvan-Nusaybin hattından geçen sınır, yaklaşık 300 yıl boyunca Bizans-İran sınırını oluşturmuştur. Batı Ermenistan bu tarihten itibaren Bizans tarafından atanan (fakat çoğunlukla yerel nakharar ailelerinden gelen) askeri valilerce yönetilirken, Doğu Ermenistan'da kraliyet hanedanı 421 yılına kadar hüküm sürmüş, bu tarihten sonra doğuda da İran tarafından atanan valiler (vostikan 'lar) dönemi başlamıştır[kaynak belirtilmeli]. Ancak 451 yılında, İran Sasanid imparatorlugu Ermenilerin dini seçimlerini zor kullanarak değiştirmek istediğinde, Ermeni beylerinin temsilcisi (sparabed) Vartan Mamigonyan önderliğinde İran'a karşı başlatılan savaş yenilgi ile sonuçlanmıştır
20. yüzyılın başlarına dek Anadolu'da yaşayanların bir kısmı Rusya, İran gibi ülkeler ile Azerilerin yoğun yaşadığı (Gürcistan'ın Kvemo Kartli bölgesi, Ermenistan ve Dağlık Karabağ) yakın coğrafyalara ve Fransa, ABD, Kanada ve Avustralya gibi uzak ülkelere göç etmişlerdir. Bu uzak göçlerle birlikte Ermeni diasporası meydan gelmiştir. Türkiye ve İran'da bulunan Ermeni azınlıklar kendilerini diaspora tanımı içerisine katmamaktadırlar
I. Dünya Savaşı öncesinde, 1914 sayımına göre Osmanlı İmparatorluğu’nun toplam nüfusu 18.520.016 kişiydi. Bunun 15.044.846’sı (%81,23) Müslümandı. Müslüman nüfus, Türkler, Kürtler, Lazlar, Araplar, Çerkesler ve diğer Müslüman milliyetlerden oluşmaktaydı. Kalan 3,475,170 kişinin 1.729.738’i (%9,34) Rum Ortodoks, 1.162.169’u (%6,27) Ermeni Gregoryen, 62.468’i (%0,34) Rum Katolik, Gürcüler (Kartveli ırkı), 65.844’ü (%0,35) Protestan, 24.845’i (%0,13) Latin, 187.073’ü (%1,01) Yahudi, 47.406’sı (%0,26) Maruni, 195.617’si (%1,06) diğerleriydi.
1914 yılı nüfus çalışmasıyla ilgili olarak şu gruplandırma yapmaktadır (Karpat, age, sayfa, 208-227): Müslümanlar, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Katolikler, Ermeni Katolikler, Protestanlar, Latinler, Süryaniler, Eski Süryaniler, Keldaniler, Jakobiler, Maroniler, Samiriyeliler, Nasturiler, Yezidiler, Çingeneler, Dürziler, Kazaklar, Bulgarlar, Sırplar ve Ulahlar. Rum Katolik ve Rum Ortodoks nüfusları toplamı, 1 milyon 792 bin 206’dı. Ermeni Gregoryen ve Ermeni Katolik toplamı ise 1 milyon 230 bindir. Bu halde etnik köken itibariyle 1914 yılında Osmanlı İmparatorluğu nüfusunun yüzde 9,68’i Rum ve yüzde 6,64’ü Ermenidir.
Cumhuriyet döneminin ilk sayımı olan 1927 Nüfus Sayımında Türkiye'nin ana dili Ermenice olan nüfusu 64.745 kişi olarak belirtilmiştir. (Kaynak: İstatistik Umum Müdürlüğü ve Devlet İstatistik Enstitüsü, 1927 nüfus sayım sonuçları.
I. Dünya Savaşı öncesinde, 1914 sayımına göre
Ermeni Gregoryen, 62.468
Devlet İstatistik Enstitüsü, 1927 nüfus sayımına göre
Ermenice olan nüfus 64.745 kişi olarak belirtilmiştir.
Ermeni Gregoryen, 62.468
Devlet İstatistik Enstitüsü, 1927 nüfus sayımına göre
Ermenice olan nüfus 64.745 kişi olarak belirtilmiştir.
-Ermeniler; Balkanlar'dan Anadolu'ya gelen, Hint-Avrupa kökenli ve Trak-Frig soyundandırlar. Frigler'in bir kolu, İlliryalılar(Arnavutlar)'ın baskısıyla M.Ö. 6. yüzyılda Doğu Anadolu'ya göçederek yerleşmişlerdir. Böylece bölgenin eski halklarının kalıntıları (Urartular, Hurriler) ve bazı Kafkas kökenli yerli halklarla karışarak bugünkü Ermeni toplumunu meydana getirdiler.
Ermeniler kendilerine Hay ve ülkelerine Hayastan veya Hayk adını verirler. Yabancı ulusların Ermeni ülkesi için kullandıkları bir terim olan Armina veya Arminiya ilk kez M.Ö. 510 tarihli Eski Farsça (Persçe) Bisutun yazıtında kaydedilmiştir.
Ermeni toplumu, geleneksel tarih anlatımına göre MS 301 yılında "Aydınlatıcı" (Lusavoriç) lakabıyla anılan Aziz Gregor / Krikor'nun öncülüğünde Hıristiyan dinini kabul etmiştir. Yaygın bir kanıya göre yeryüzünde Hıristiyan dinini benimseyen ilk ulusal topluluk Ermenilerdir[21]. Ancak İstanbul merkezli Bizans kilisesi ile Ermeni kiliseleri arasında doğan doktrin farkları ve siyasi çekişmeler nedeniyle[kaynak belirtilmeli] Ermeni kilisesi 451 yılında Ortodoks/Katolik dünyasıyla yolunu ayırarak ayrı bir ulusal mezhep olarak örgütlendi. Ermeni Apostolik Kilisesi adını alan ulusal kilise, Batılı kaynaklarda (Ermeni kilisesinin kurucusu olan Aziz Gregor'a atfen) Gregoryen adıyla da anılır.
Yeryüzündeki Ermenilerin çoğunluğu Ermeni Apostolik Kilisesine mensuptur. Bunun yanı sıra 17. yüzyılda ortaya çıkan küçük bir Katolik Ermeni cemaati ve önemsiz sayıda Protestan Ermeni de mevcuttur.
Eski Fars İmparatorluğunun Arminiya eyaleti (satraplığı) Van Gölü havzası merkez olmak üzere Ağrı Dağı yöresi ve Aras ve Arpaçay vadileri ile en Batıda Elazığ ve Erzincan yöresini içerecek şekilde Yukarı Fırat havzasını kapsamaktaydı. Aynı bölge Antik Çağ boyunca Eski Yunan ve Latin kaynaklarında Armenia, İslamiyet dönemine ait Arap kaynaklarında ise Armaniyya/Ermeniyye olarak adlandırılır. Erken dönem Türkçe metinlerde coğrafi bölge adı olarak Ermeniyye terimine 15. yüzyıl başlarına dek rastlanır.
Bölgede M.Ö. 1. binyılın ilk yarısında Urartu Krallığı hüküm sürmüştür. Urartu uygarlığının M.Ö. 7. yüzyıldan itibaren zayıflayıp çökmesiyle, aynı bölgede birbirinden bağımsız hareket eden çeşitli Ermeni beylerinin ve Urartuca ile doğrudan bir bağlantısı olmayan Ermenicenin egemen olduğu görülmektedir.
Krallar sık sık dış güçlerin müdahaleleriyle değişmiş, hatta kraliyet hanedanı dışından yabancı asıllı kişiler zaman zaman Roma veya İran baskısıyla kral atanmışlardır. Kraliyet makamının zayıfladığı bu dönemde yerel bey hanedanları (nakharar 'lar) güçlenmiş ve çok sayıda beylikler ortaya çıkmıştır. En önemli nakharar hanedanları Muş'ta Mamigonyan'lar, Kars'ta Gamsaragan'lar, İspir'de, daha sonra Kars, Ardanuç ve Muş'ta Bagratuni'ler, Başkale ve Van'da Ardzruni'ler, Gevaş'ta Rştuni'ler, Tekman'da Vahevuni'ler, Erciş'te Abahuni'ler, Malazgirt'te Knuni'lerdir.[kaynak belirtilmeli]
387 yılında Ermenistan, Doğu Roma İmparatorluğu ile Sasani İmparatorluğu arasında ikiye bölünmüştür. Bu tarihte çizilen ve Erzurum-Silvan-Nusaybin hattından geçen sınır, yaklaşık 300 yıl boyunca Bizans-İran sınırını oluşturmuştur. Batı Ermenistan bu tarihten itibaren Bizans tarafından atanan (fakat çoğunlukla yerel nakharar ailelerinden gelen) askeri valilerce yönetilirken, Doğu Ermenistan'da kraliyet hanedanı 421 yılına kadar hüküm sürmüş, bu tarihten sonra doğuda da İran tarafından atanan valiler (vostikan 'lar) dönemi başlamıştır[kaynak belirtilmeli]. Ancak 451 yılında, İran Sasanid imparatorlugu Ermenilerin dini seçimlerini zor kullanarak değiştirmek istediğinde, Ermeni beylerinin temsilcisi (sparabed) Vartan Mamigonyan önderliğinde İran'a karşı başlatılan savaş yenilgi ile sonuçlanmıştır
20. yüzyılın başlarına dek Anadolu'da yaşayanların bir kısmı Rusya, İran gibi ülkeler ile Azerilerin yoğun yaşadığı (Gürcistan'ın Kvemo Kartli bölgesi, Ermenistan ve Dağlık Karabağ) yakın coğrafyalara ve Fransa, ABD, Kanada ve Avustralya gibi uzak ülkelere göç etmişlerdir. Bu uzak göçlerle birlikte Ermeni diasporası meydan gelmiştir. Türkiye ve İran'da bulunan Ermeni azınlıklar kendilerini diaspora tanımı içerisine katmamaktadırlar
I. Dünya Savaşı öncesinde, 1914 sayımına göre Osmanlı İmparatorluğu’nun toplam nüfusu 18.520.016 kişiydi. Bunun 15.044.846’sı (%81,23) Müslümandı. Müslüman nüfus, Türkler, Kürtler, Lazlar, Araplar, Çerkesler ve diğer Müslüman milliyetlerden oluşmaktaydı. Kalan 3,475,170 kişinin 1.729.738’i (%9,34) Rum Ortodoks, 1.162.169’u (%6,27) Ermeni Gregoryen, 62.468’i (%0,34) Rum Katolik, Gürcüler (Kartveli ırkı), 65.844’ü (%0,35) Protestan, 24.845’i (%0,13) Latin, 187.073’ü (%1,01) Yahudi, 47.406’sı (%0,26) Maruni, 195.617’si (%1,06) diğerleriydi.
1914 yılı nüfus çalışmasıyla ilgili olarak şu gruplandırma yapmaktadır (Karpat, age, sayfa, 208-227): Müslümanlar, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Katolikler, Ermeni Katolikler, Protestanlar, Latinler, Süryaniler, Eski Süryaniler, Keldaniler, Jakobiler, Maroniler, Samiriyeliler, Nasturiler, Yezidiler, Çingeneler, Dürziler, Kazaklar, Bulgarlar, Sırplar ve Ulahlar. Rum Katolik ve Rum Ortodoks nüfusları toplamı, 1 milyon 792 bin 206’dı. Ermeni Gregoryen ve Ermeni Katolik toplamı ise 1 milyon 230 bindir. Bu halde etnik köken itibariyle 1914 yılında Osmanlı İmparatorluğu nüfusunun yüzde 9,68’i Rum ve yüzde 6,64’ü Ermenidir.
Cumhuriyet döneminin ilk sayımı olan 1927 Nüfus Sayımında Türkiye'nin ana dili Ermenice olan nüfusu 64.745 kişi olarak belirtilmiştir. (Kaynak: İstatistik Umum Müdürlüğü ve Devlet İstatistik Enstitüsü, 1927 nüfus sayım sonuçları.
I. Dünya Savaşı öncesinde, 1914 sayımına göre
Ermeni Gregoryen, 62.468
Devlet İstatistik Enstitüsü, 1927 nüfus sayımına göre
Ermenice olan nüfus 64.745 kişi olarak belirtilmiştir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Hakkımda
- VAHDEDDİN HOCA
- https://www.facebook.com/VAHDED.HOCA SİTEMİZİ ZİYARET EDİP ÜYE OLURSANIZ ÇALIŞMALARIMIZA DESTEK VERMİŞ OLURSUNUZ ALLAH cc CÜMLE MÜMİNLERDEN RAZI OLSUN.







